https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Aklı ve eli işleyen insan her zaman yalnızdır. Yalnızlık, kişiyle diğer insanların arasındaki mesafe ile ölçülemez. -Henry David Thoreau-

 

Yılın bir kısmını şehirde, bir kısmını ise İtalyan Alplerindeki dağ evinde geçiren İtalyan yazar ve belgeselci Paolo Cognetti, Bıldırcın Karı adlı eserinde dağda geçirdiği bu zamanları günlük ayrıntılarıyla anlatır. 2018 yılında yine Kafka Kitap’tan çıkan Sekiz Dağ adındaki otobiyografik romanı ile uluslar arası çapta bilinirlik ve pek çok ödül kazanan yazar, dağlardaki hikâyesine Bıldırcın Karı Dağ Günlükleri’nde devam etmektedir.

Cognetti, Dağ Günlükleri’ni, ruhsal rehberi olarak nitelendirdiği Chris McCandless’ın anısına adamıştır. Şehirlerde kurdukları dünyayı reddetmek uğruna, doğadaki ıssızlığı deneyimlemeye çalışmış insanların öykülerine kapılan Cognetti, Thoreau’nun Ormanda Yaşam’ını, Elisee Reclus’un Bir Dağın Öyküsü’nü etkilenerek okumuş, genç gezgin Cristopher McCandless’in yolculuğunun anlatıldığı John Krakauer’in Yabana Doğru’sundan bilhassa etkilenmiştir.

Toplum kurallarına göre biçimlenmiş bir geleceği ardında bırakarak çıktığı yolculuğun sonunda, Alaska’nın kendine özgü ve zorlu doğasında tek başına atıldığı macerası ölümle sonuçlanan Chris ve hikâyesinin, Paolo Cognetti’yi derinden etkilemiş olması asla tesadüf değildir. Pek çok insanın yargıladığı ve hayatını yapayalnız bir avarelik uğruna riske atan şımarık bir züppe olarak değerlendirdiği Chris’in arayışı kendisininkine o denli benzemektedir ki Cognetti onu anladığının, gerçeklerden kaçış gibi görünen kendiyle yüzleşme arzusunu tüm kalbiyle hissettiğinin gayet farkındadır.

Chrisin tercihine içten içe hayranlık besliyordum. Bir kitap yazacak kadar uzun yaşamadı Chris, belki de hiçbir zaman böyle bir niyeti olmadı, ama Thoreauyu severdi ve onun mottosunu benimsemişti: Yaşamın sadece doğal olaylarını göğüslemek, bana öğreteceklerini öğrenip öğrenemeyeceğimi anlamak ve ölüm kapıma dayandığında hiçbir şey yaşamamış olduğumun ayırdına varmamak için gittim ormana, çünkü kendi yasalarıma göre yaşamak istiyordum.’ ”

Doğanın sesi her zaman umut verir. -Henry David Thoreau-

Kirli ve gürültülü şehirlerde umutsuzca kendini arayan, iç sesini duymaya çalışan insanlar için tek çare daima doğa olmuştur. Kimileri için deniz, kimileri için orman ve kimileri için dağ demektir kendine uzaktan bakabilme ihtimalinin adı.

Cognetti için bu ihtimal yirmi yaşına kadar bütün yazlarını geçirdiği İtalyan Alplerinde mümkündü ancak. Bir apartman dairesinde yetişmiş, avluya inmenin ya da sokağa çıkmanın mümkün olmadığı bir mahallede büyümüş şehirli bir çocuk olarak, benim için dağ, en yüce özgürlük düşüncesiydi.”

Kendini görebilmek için yeterince yükseğe çıkılabilecek yegâne kara parçasıdır dağ.  Ancak uzaktan bakınca görebildiği hayatına ilk defa dokunabildiğini hissettirir şehirli insanlara.  Sakin sessiz, kendiliğinden bir başkaldırı halidir. Özgürlüğün esarete tepeden bakma vaktidir. Yükseldikçe tüm büyük şehirleri küçültüp, tutsak olmuş ruhlara gün doğurandır.

Yılınon ayında düzgün kıyafetler içinde olmaya, baskıcı bir düzene uymam gereken kurallara zorlandığımı hissederdim; dağda ise bütün prangalarımdan kurtulur, ruhumu özgür bırakırdım. Seyahat etme, birileriyle buluşma, geceyi içki içerek geçirme, şarkı söyleme ya da birine kur yapma özgürlüğünden farklı bir özgürlüktü bu. Bir ormanda tek başına kalmanın ya da azgın bir nehrin sularına dalmanın ya da gökyüzünden başka hiçbir şeyin olmadığı sivri bir tepenin sırtında koşmanın özgürlüğü…”

Yalnızlıktan daha içten bir arkadaş görmedim. -Henry David Thoreau-

Sürekli temas halinde olduğumuz bir ortamda yaşarken, birbirimize katlanabilmek için mahkûm olduğumuz kurallarla mücadelede göz ardı ettiğimiz şey yalnızlığımızdır. Bir yandan tek başınalık ihtiyacı içinde olup, kendimizi dinleme özlemi ile yanıp tutuşurken diğer yandan yalnızlıktan içten içe korkuyor oluşumuz en çelişkili hallerimizden biridir.

Cognetti de Dağ Günlükleri’nde, kalabalıklardan uzaklaşmak için çıktığı bu yolculukta yalnızlık konusunda yaşadığı bu malum çelişkiyi şöyle dile getirmiştir:

Keşiş olarak beş para etmezdim, oraya inzivaya çekilmek için gitmiştim ama kendime arkadaş aramaktan başka bir şey yapmıyordum.

Hatta yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmediğini dile getiren Thoreau bile “Evimde üç tane sandalye vardı: ilki yalnızlık, ikincisi dostluk, üçüncüsü de topluluk için.” diyerek yarenliğin gönlünü almaktadır, yalnızlığı küstürmeden.

Bıldırcın Karı, Paolo Cognetti’nin dağda günlerinin nasıl geçtiğini anlattığı kadar, okuduğu ve etkilendiği kitapların künyesini de veriyor. Alınan notlar ve satırlara gizlenen kitaptan patikaların sizi doğayla dostluğun bambaşka hallerine çıkaracağını duyumsuyorsunuz. Yalnızlığına güvenenlerin dikkatine!

 

Paolo Cognetti

Bıldırcın Karı Dağ Günlükleri

Kafka Kitap / Nisan 2021