https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

İnsan ruhunun en temel özü maceraya olan tutkusudur.” Christopher McCandless

Eskiden her şeyin ve herkesin uçabildiğine inanırdım. Günü geldiğinde, o an gelip çattığında kanatsız ve pervanesiz dahi uçulabildiğine. Geçen yıl bu zamanlara ait bir gazetede Büyülü Otobüs’ün uçtuğunu belgeleyen o fotoğrafı gördüğüm andan beri hiç şüphem yok. Yüreğine konacak bir yer arayan herkesin uçabileceğinden, hatta gönlünü düşürdüğü her şeyi uçurabileceğinden gayet eminim artık.

Büyülü Otobüs’ü genç gezgin Christopher McCandless’ın kendi fotoğraf makinesiyle çektiği fotoğraftan hatırlayacaksınız. Yüzünde hayalini gerçekleştirmeyi başarmış bir insanın haklı gururunu taşıyan gülümsemesi ile poz verdiği günden bu yana ‘özgürlüğün resmi’ olan o fotoğraf, John Krakauker’in ‘Yabana Doğru’ adlı kitabı ile unutulmazlar arasında yerini aldı. Daha sonra aynı adla Sean Penn’in yönettiği filmle hafızalara kazındı. Yüz kırk iki numaralı Fairbanks otobüs ve hayallerinin peşinden giden genç adamın o otobüste solan gülüşü herkesi derinden etkiledi. Öyle derin bir etkiydi ki bu, kendi yolculuklarına McCandless’ı idol olarak seçenler tüm zorluklarına rağmen aynı yolu kat edip, koca bir nehri geçerek ulaştıkları Büyülü Otobüs’ün önünde aynı pozu vererek evcilleştirdiler kendi doğalarında baş edemediklerini.

Yirmi dört yaşındaki McCandless’ın Büyülü Otobüs’te, 1992 yılında sona eren hayatı, ardında bıraktığı ailesi, arkadaşları, ölümünden sonra otobüste bulunan günlüğü, yolculuğuna dair notları ve arayışları hâlen tartışılmakta. Ve bu tartışma, tıpkı boşlukta sallanan bir madalyon gibi McCandless’ı bir anda cesur bir maceracı yaparken, aynı zamanda intihar meyilli bir züppeye dönüştürüyor. İnsanın özgür olmak için denediği yollar hep dolambaçlı ve tartışmaya açık olduğundan aynı külüstür otobüs kimileri için ortadan kaldırılması gereken bir lanete, kimileri içinse yüzyıllarca yaşatılacak bir efsaneye karşılık gelebiliyor. Bu karışıklığın tek sebebi, efsanelerin doğası gereği lanetli olduğunu kendi doğası gereği unutan insanoğludur. Laneti çıkarılan her efsane, alev çıkaramayan bir ejderhaya dönüşecek, başına gelen felaketleri sildiğiniz bir kahraman küllerinden doğma şansını asla elde edemeyecektir.

McCandless’ın günlüğünde ‘Büyülü Otobüs’ diye adlandırdığı terk edilmiş otobüs, Alaska’da Stampede parkurunda adeta kendisi için ayarlanmış bir konaklama yeriydi. En yakın kasabaya elli kilometre uzaklıktayken, vahşi doğada yaşamın keyfini iki ay sürdükten sonra dönmek için yola koyulduğunda, yağışlarla genişleyen nehrin kendisine dönüş izni vermeyeceğini anlayarak otobüse geri döndü. Bir süre yabani böğürtlenlerle beslendikten sonra avlanmaya başladığını yazdı günlüğüne ve öldürdüğü bir geyiğin pişmanlığını. Kendisinden haber alamayan ailesinin her yerde aradığı McCandless bir geyik avcısı tarafından Büyülü Otobüs’te yatağında ölü bulundu. Normal şartlarda Chris’in, bu vahşi ormanda kendisi gibi yitip gidecek hikâyesi, günlüğüne aktardığı notlar sayesinde bir kitaba, hemen ardından da bir filme dönüşüp dünyayı dolaştı, tıpkı onun yapmayı hayal ettiği gibi. Yetmedi Büyülü Otobüs’ü uçurdu.

O da, her insan gibi göğüs kafesinde küçücük bir kuş besliyordu, özgürlüğü korkularıyla zapt edilen. Etten kemikten ve dahası devrik bir kafes onu nasıl böyle hapsedebilirdi ki? Uçmak için tek engeli kendisi olan bir türün önünde çıkış için iki yol mevcut. Ya her şeye rağmen uçabilen insanlara hayranlık duyacak, ya da uçan insanların karşısında etten bir duvar olacak.

Aslında bir üçüncü yol daha var, ama içlerinde en zorlusu olduğu için nadiren tercih edileni. Küçük kuşa güvenle uçacak alan bırakmak, çaresizce çırpınarak yorulmasına yol açmamak ve diğer kuşlara gerçekten dokunabileceği, yalnız olmadığını hissettirecek fırsatlar sunmak. Lâkin tüm bunlar özellikle otoriteler için fazla mesai anlamına geldiğinden, Ulusal Kaynaklar Departmanı kararıyla, Alaska Ulusal Muhafızları çareyi ‘Büyülü Otobüs’ü ortadan kaldırmakta buldu. Her yıl otobüse doğru ve kimilerine göre bir hiç uğruna çıktıkları yolda yaşamını tehlikeye atan insanların güvenliğini sağlamanın en kolay yolu Büyülü Otobüs’ü Denali Ulusal Parkı dışına taşımaktı. Bir helikopter aracılığıyla yarım yüzyıllık yerinden alınan otobüs, akıllarda bir de uçarken yer etti. Herhangi bir otobüsün uçması bile yeterince sıra dışıyken, McCandless’in Büyülü Otobüs’ünün Alaska semalarında süzülmesi, olduğu yerde durmasından çok daha etkileyiciydi. Otoritelerin güvenlik adına korkularından yola çıkması, gerçekte o korkuyu büyütmekten başka işe yaramıyordu. Belki bu otobüs ve hikâyesine gönül verenlerin de söz hakkı olabilecek şekilde, sessiz sedasız, kaçak göçek savılmaya çalışılan bir bela gibi değil de, hayranlarının kurduğu sayfalardan yayınlanarak alkışlar arasında daha güvenle ziyaret edilebileceği bir yere uğurlanabilirdi Büyülü Otobüs.

Muhakkak ki yaşam kutsal, insan hayatı çok değerli, ama her bireyin devrik kafesinde özgür ve mutlu hissedebilmesinin tek şartı kendi hayatı üstünde söz hakkının olmasıdır. Otoritelere düşen görevse, bu duyguyu bireylere en güvenli şekilde yaşatmaya çalışırken onların önüne set çekmek yerine yollarına köprü olmaktır. Değilse, birbirine en yakın haldeyken bile en az iki kafes aşmak zorunda olan insan kalbine dokunmak hiç bir surette mümkün olmayacaktır.