https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

Biz okurlar, insanları tanımak için herkesten farklı bir yol izleriz. Sohbet etmek, davranışlarını gözlemek ya da hobilerini öğrenmeye çalışmanın ardında merak ettiğimiz şey aslında hep ne okuduklarıdır. Bir insanın evine ilk gittiğimizde kendimizi onun kitaplığının önünde buluşumuz tesadüfle açıklanamayacak bir durum olsa gerek. Ne kadar kalın, ne kadar felsefi ve ne kadar zorlayıcı olursa ulaştığımız kitaplar o insana bakışımız daha bir farklı olur sanki. Tıpkı Carlos Maria Dominguez’in ‘Kâğıt Ev’ romanında dediği gibi, “Nihayetinde, kütüphanenin boyutu önemlidir. Bedbaht bahaneler ve sahte mütevazılıklarla sergilenirler gözler önüne, serilmiş devasa bir beyin misali.”

Hâl böyleyken, bir soru atmak istiyorum ortaya. Daha yeni tanımaya başladığımız kişinin, çocuğu olmadığını bildiğimiz halde, çocuk kitapları ile dolu olan kütüphanesiyle karşılaşsak ne düşünürdük? Önümüze serilen devasa beyinle ilgili bir takım soru işaretleri oluşur muydu aklımızda? Sonuçta, Harry Potter serisini rahatça okuyabilmek isteyen binlerce yetişkinin ilk ihtiyacının yetişkinler için tasarlanmış bir kapak olduğunu da hatırlayarak kendimize daha dürüst cevaplar verebileceğimize inanıyorum.

Cevabımız yeteri kadar cesur bir kıvam aldığına göre bize “Utanmayı reddedin.” diye haykıran kitapla tanışmamızın vakti geldi de geçiyor. “O halde başkaldırın. Bağımsız bir kitapçıya gidin ve dosdoğru rengârenk sırtlı kitapların olduğu rafa yürüyün.” şeklindeki tembihini de unutmamak üzere buraya not alıyorum. Hepimiz için ilk yapılacaklar listesine…

Çocuk kitapları okumamız gerektiğine hiç şüphe bırakmayan kırmızı minik kitaptan bahsedebilirim artık sizlere. Bu kitap kendinden o kadar emin ki, daha elimize aldığımız anda etkilenmeye başlıyoruz. ‘Neden çocuk kitapları okumalıyız’ başlığı ile ortaya koyduğu iddiayı, özgün kapak tasarımı ve bilge baykuş illüstrasyonu ile olabilecek en üst seviyeye taşıyan bu küçücük kitap, bize kırmızı bir mücevher kutusunun kapağını aralıyormuşuz hissini veriyor.  Bu histe yanılmadığımızı da kitabı okurken anlıyoruz. Çocuk kitaplarını çocukça bulmamız halinde ‘yetişkin gözüyle okuduğumuzda farklı bir simya yakalayacağımız zenginliklerle dolu bir mücevher kutusunu ıskartaya çıkarmış olacağımızı’ vurguluyor Katherine Rundell.

Olur da kitabın kapağına bakıp hazineyi fark edemezsek diye, yazar her ihtimale karşı ‘Ne kadar büyük ve bilge olursak olalım’ diyerek açtığı sarı parantezle, çocuk kitabı okuma gerekliliğinden yetişkin ve yeterince bilgili olsak bile muaf olamayacağımızın altını henüz kitabın kapağındayken çiziyor.

Çocuk edebiyatından vazgeçmek büyümek anlamına gelemeyeceği gibi, çocuk kitaplarını okumaya devam etmek de yeterince büyümemiş olmak anlamına gelmeyecektir. Yazar, bu konuya da Amerikalı yazar, W.H. Auden’den bir alıntı yaparak nokta koyuyor. “Sadece yetişkinlerin okuyabileceği iyi kitaplar, kitabı anlayabilmek için yetişkin tecrübesi gerektirir ama sadece çocukların okuyabileceği iyi kitap diye bir şey yoktur.”

Rundell, çocuk kitaplarının hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap edebilecek kadar iyi olması gerektiğini savunuyor ve bunu sağlamak için çabasını şu sözlerle aktarıyor; “Yazarken aslında iki kişi adına yazıyorum: Biri on iki yaşındaki ben, diğeriyse şimdiki ben. Yazdığım kitap, birbirinden çok farklı ama bağlantılı olan bu iki iştahı da doyurmalı. On iki yaşımda ben, bağımsızlık, tehlike, adalet, yiyecek ve her şeyin ötesinde, adımımı atar atmaz beni içine çekecek denli yoğun bir atmosfer isterdi. Yetişkin ben, başka şeyler de istiyor: korku, sevgi ve başarısızlığı, insanın içindeki haini kabullenmeyi. O yüzden yazarken, çocukların bilmesini, yetişkinlerinse hatırlamasını tez elden ve umutsuzca istediğim ne varsa olabildiğince az sözle anlatmaya çalışıyor, sıkça başarısız olsam da denemekten vazgeçmiyorum.”

Yetişkin olmanın en zor, en bezdirici anlarında, hayata yeniden bir çocuk gibi tutunmamızı ancak çocuk kitapları sağlar. Rundell, yetişkinlerin çocuk kitaplarına duyduğu ihtiyacı yine bir yetişkin gözüyle yaptığı benzetmeyle ifade ediyor “Çocuk kitapları edebiyatın votkasıdır. Ahkâm kesmeye, böbürlenmeye, lafı dolandırmaya gelmez. Her şeye saf ve doğal bir hayret ve hayranlıkla bakar. Yani hayret etmek açlığı ve adalete duyulan güçlü özlemi hissetmek istiyorsanız, yeniden heyecan bulabileceğiniz yegâne yer çocuk edebiyatı olacaktır.”

İçinde yaşadığımız düzen üstümüze yürüdüğünde sığınacak en güvenli yerdir çocuk kitapları. “Çocuk edebiyatı sinsi bir düzen bozucudur. Kurum karşıtı ve oyun yanlısıdır.” Kaybettiğimiz neşemizi orada bulmamız, kendimizi kuşlar kadar özgür hissetmemiz işten değildir. Umut, çocuk kitaplarının tohumudur ve mutlaka yeşerecektir. Yiğitlik, ince zekâ, duygudaşlık önemlidir çocuk kitaplarında, okudukça daha cesur daha bilge daha anlayışlı oluruz. ‘Çocuk edebiyatının bize yüreğimizi açarak okumayı yeniden öğretebileceğine’ inanan Rundell, ‘hayal gücümüzün henüz törpülenmediği, her gün yeni şeyler keşfettiğimiz o eski çok eski günlere dönme fırsatı bulacağımızı’ müjdeler. Yeter ki çocuk edebiyatının katkı payının aldığımız yaşla hesap edilmediğini bilelim ve Katherine Rundell’ın Peter Pan’a göz kırparak sonlandırdığı metnine canı gönülden kulak verelim.

“İmkânsız ve belki imkânsız olmayan şeyleri istemenin neye benzediğini hatırlamak için çocuk kitabı okuyun. Çocuk edebiyatına dönün ki dünyayı iki çift gözle görebilesiniz. Hem kendi hem çocukluk halinizin gözleriyle. Gözünüzü karartıp utanmayı reddedin ve karşılığında sağdan ikinci yıldızdan dönüp sabaha dek uçmaya devam edin.”