https://www.yazi-yorum.net/wp-content/uploads/2020/06/hakkimizda.jpg

İnsan kokusunu bırakır mı giderken? Aylar sonra bir cesaret açtığın kapının ardına saklanmış gibi hücum eder mi bir insanın kokusu? ‘Neden gelmedim sanki bunca zaman, gitmemiş ki hiç?’ dedirtecek kadar taze kalabilir mi? Yoksa aynı anda devreye giren beş büyü organımızın işi midir bu? Vestiyerde açık kalmış bir çekmece, yerde ters dönmüş terlikler, yatağın üzerinde çiçekli bir elbise. Yumuşacık, çok tanıdık. Yalnız çiçekler biraz solmuş mu ne? Hayret!  Giyilmediğinde eskiyor demek, yıllarca giyerek eskitemediklerimiz. Elbise kokuyor olabilir mi? Yok, değil. Eve sinmiş galiba. Duvardaki takvim yaprağına takılıyor gözüm. Gittiği günde kalmış. Herkesin zamanı durdurduğu bir an var işte.

Geri sarayım istiyorum, teker teker boşlukları dolduruyor beynim. Yatakta dönmeye çalışan birinin gıcırtısı işitiliyor önce, ardından en sevdiği dizinin sesleri geliyor televizyondan. Aynadan bir gölge geçiyor sanki. Bahçe kapısı aralanıyor. Yağmur çiseliyor, saksıda kuruyup kalmış çiçekleri için artık çok geç ama ağaçları seviniyor. Tekrar içeri giriyorum, koku daha yoğun sanki. Kokmak için ıslanmayı bekleyen dağ kekikleri gibi, toprak gibi mi bekler anılar gözlerin yaşarmasını? İkiye katlıyor gözlerim yerdeki böcek ölülerinin sayısını. Gregor Samsa ve diğerleri, toprağa kavuşacak kadar şanslı değillermiş belli ki.

İnsan hep çocuk kalıyor o ayrı ama çocukluğuna şahit olanlar toprağa karıştıkça, rengi solmuş duvarlara çerçevelenmiş anlara hapsoluyor tüm neşeli çocuklar. O duvarların bir zamanlar şampanya sarısı olduğu sadece çerçeveli anılar yerinden oynatıldığında görülebiliyor. Bir daha badana tutar mı o duvar? Tutmasın istiyorum. Sarı sıcak zamanlardan kalan kahkahalar, büyükleri çıldırtan çocuklar, kalabalık sofralar, kavgalar, içten kırılmalar, sessiz çığlıklar hepsi orada. Pütürlere dokuduğun anda yeni biçilmiş çim kokusu gibi ıslak, taptaze aklımda. Uçuverir diye korkup kaydırıyorum çerçeveyi. Kimseler bulmasın, orada kalsın. Ne zaman uzansam çocukluğuma, gelip dokunayım istiyorum. Sadece ben bileyim resimlerin sakladıklarını.

Başka insanlar tutunabilir mi bu evde? Tutunmasın. Bu kokuyla yaşanmaz ki hem, bak böcekler bile dayanamamış. Bir kova dolusu ilaçla yıkanırdı da bu ev bana mısın demezlerdi ya, elinde terlikle peşlerine düşen gider gitmez, sırt üstü yatıvermişler. Zamanın inzivaya çekildiği bu evde ona ayak uydurmaktan başka çareleri kalmamış. Uyandırmaya kıyar mı insan? Kıymasın.

Ayaklarımın ucuna basarak ilerliyorum. Ayakkabılarımla eve girdiğim zamanlar çıkan gürültü kulaklarımda, sessiz sedasız kapıya yaklaşıyorum. Ne toz kıpırdasın, ne hava! Kokuya dokunamasın. Bu kapı kapanır mı insana? Kapanmasın. Sıkıca kilitleyip anahtarı çantamın fermuarlı gözüne sakladıktan sonra dışarı çıkıyorum. Sokak kapısının önüne kilim sermiş bir çocuk, bebekleriyle oynuyor. Bıkar mı oynamaktan? Bıkmasın.