Yazı-Yorum

KOKU | DİLEK ŞENOL ORHON
17 Mayıs 2018

KOKU | DİLEK ŞENOL ORHON
Apartmanın girişinde elinde sepetiyle kokusuz bir Bekir Efendi görüyorum.  Yüzüm ekşiyor duymadığım kokusuyla. Yabancılaşıyor.  Bir şey eksik bu adamda. Apartman toplantılarına konu olan   ekşimsi ter kokusu yok. Burnumun deliklerini açıyorum  boş bir gayretle. Yine yok. Kapı ağzında eline tutuşturduğum  deodorantların  kokusu da yok.  Bekir Efendi artık  daha çelimsiz ve hareketsiz duruyor  karşımda.   Karısı Sıdıka bile benim gözlerimle görse acır haline. Yemin billah, ‘Valla abi göyneklerini çamaşır suyuyla yunuyom, ellerim yara bere içinde adamın içinden geliyo ben ne edem.’ Bitmeyen hayıflanışları geliyor kulaklarıma. Acınacak  olan aslında benim. Ben..... Neyse az kaldı.
 O daha sormadan bir şey lazım olmadığını söyleyerek yanından çabucak uzaklaşmayı beklerken ağır demirden kapıyı aralıyor. Beni ağzından çıkacak en az bir cümleye mahkum ediyor bu işgüzarlığı.  Oysa yapılacak  işim var. Hiçbir şeyi yarım bırakmamalıyım. Beynimin kıvrımlarında planlarım tüm komplikeliğiyle dolaşırken kulağımın dibinden geçen o cümleyle duruyorum. ‘Hamide abla biber kızartıyo, püüü baksana  tüm bina koku içinde Engin abi, biliyom sen kokuları sevmezsin.’ Ortalığı karıştırmaya bayılıyor bu adam. Kokusundan bile daha beter bu huyu. Ne sevmemesi, ölesiye severim diyesim var ama zamana ve açılacak konuya yazık. Yanından yüzümün yarısına ulaşmayan kestirme bir gülümseyişle sıvışmayı başarıyorum. 
Allah’ım, şu olanları iki ay geri alsak. Bir mucize olsa....  Her yer gri. Siyahın derinliği, beyazın netliği yok. Mevsimler yok. Karın soğuk kokusu, baharın tazeliği... Dünyam boyutlarını kaybetti. Bir üflemeyle yıkılacak. Katlanamıyorum. Karar vermeliyim. Oturuyorum. Kalkıyorum. Tekrar oturuyorum. Ovuşturduğum ellerim birbirini kavramıyor. Uzaklaşmak en güzeli. Gitmek mi zor, kalmak mı? Bilmediğim bir dünya. Atmosfer. Ben Allah’mıyım o düzeni yeniden kurabileyim. Yok. Yok. Başka çarem yok. Gitmeliyim. 
Önce pencereleri kontrol etmem lazım. Hava girmemeli içeri. Seyahate çıkmadan önceki gibi  liste mi çıkarsam. Zamanım yok. Erken rezervasyon değil benimki. Koşullara göre bir yol belirleme. Elime bir kağıt kalem almalıyım. Tüm bunları yazan, bu zamana kadar hiç kullanmadığım bir kalem olmalı. Kalemliğimi döküyorum masaya, birkaç tanesi yere düşüyor. Dağınık da kalmamalı, yatağı düzeltmiş miydim dışarı çıkarken? Günlerce önemsemediğim şey beni gülümsetiyor. Hemen gidip bakıyorum. Düzeltmişim. Hiç hatırlamıyorum. Önemsiz şeyleri mi unutur insan. Haksızlık.  
Düğmeleri açıyorum tek tek. Çömeliyorum aşağı. Kağıt kalem var elimde. Sırtımı dayıyorum sert zemine. Yastık falan aramıyorum. Ne kadar sürebilir ki?  Boş sayfaya çizmeye 
başladığım yuvarlak giderek koyulaşıyor. Bir kısır döngü içindeyim. Her yanı kapalı, çıkışım yok. Kendi kısılmışlığımda bitirmeliyim her şeyi. Buz gibi olmuş ellerimi pantolonuma sürterek ısıtmaya çalışıyorum. Az kaldı birazdan ısınınırım. Isınmak gibi bir duygu mu olacak hissedeceğim?  Başımı yaslıyorum duvara, gözlerim lekesiz beyazlıktaki tavana sabitleniyor. 
Niye içtim ki o akşam. Hem de o kadar çok.  Her zaman kontrolcü, sınırları aşmayan ben, manyaklık işte. Yine dövmeye kalkar mıydım o herifi? Neymiş, yanımdaki kıza bakıyormuş. Ulan geri zekalı, sen nerdesiiiiin, o ne alemdeymiş. Bunda da acele mi ediyorum. Becerebilecek miyim?  Yuh sana oğlum yuh, gören de adam sanır seni. Korkak. Sahi korktuğum için mi? Hayır hayır, kabul etmediğim için. İsyan diyorsun yani? Kime o zaman, Allah’a mı, kadere mi? Kaderimin motifi bu. Geçen gece duymuştum bir yerde. Kanalları geçerken bir diziydi. Motifimi böyle uygun buluyorum, kime ne.  Tesadüf seçeneği hiç aklıma gelmedi o gece. Çekip gitseydik keşke,. Gidip deli gibi sevişseydik. Belki ihtiyacım olan buydu. Ya da yerimizi değiştirseydik.Nerden bileyim.  Serhan ve  Oktay’mış adları.  Seviyorlarmış birbirlerini. O sevgiyle dövdülerse tabi. Hak etmişim demek. Burnuma aldığım darbelerle  hayatım kaydı gitti. Ne ben kendimdim artık, ne burnum iş yapan bir organ. Ne de hayat eskisi gibi. Az kaldı biliyorum. Dizlerimin ağrısı hafifliyor. 
Doktor  kokuları artık duyamayacağımı söylerken ben  gülüyordum.  'Oh yırttık galiba' dedim. Şansım varmış, o koca cüsseli adam, ya dümdüz etseydi burnumu, yada bir bıçak çıkarıp, alıverseydi beni aşağı. Niyazi mi olacaktım yani, -Hiç yoluna giden Niyazi..-.Çok espritüelmişim aferin bana. 
Burunları yoktur
Havva’nın düşmüş oğullarının...
Ah suyun mutlu,
Kayanın cesur kokusu!
G.K Chesterton’un bu şiirini ilk okuduğumda bana pek birşey ifade etmiyordu aslında. Ama şimdi başka... Bir köpek olmak isterdim. Sorsalar aynen bunu söylerdim düşünmeden. Ağır bir grip geçiriyor gibiyim. Ama hiç bitmeyen. Hani insanın burnu duvar gibi olur, kokular yok olur gider, tarçını koklarsın koklarsın gelmez kokusu. Karabiberi denersin sinirle, yok.... Alamazsın, sadece şiddetle hapşurursun ardarda. Nefesini içeri çekersin zorlayarak, sinir olursun çektiğin sıkıntıya. Ama bilirsin ki, belli bir süre sonra geçecek. 


Hava giriyor burnumdan. O da yabancı. Bekir gibi. Evim, sokağım, sevgilim gibi. Derin bir boşluk. Havanın  kokusu, tadı olduğunu bilmiyordum. Çöp kokusunu bile alabilen insan ne şanslıymış. Aşık olamıyorum hayata.  Sevgilim bambaşka biri. İçim titremiyor. Kokusuna aşık olurmuş insan, insanın. Sevemiyorum, özleyemiyorum, burnumda tütmüyor artık.
Kış geliyor diyorlar. Nerede? Kestane kokmadıktan sonra. Bahar?  Doğa uyanıyor,çiçekler açıyor. Eeee?  Yaz geliyor, yosunun, rakı-balığın kokusu yok. Deniz masmavi, akşam üzerleri köpürerek coşuyor. Sanal. Görüyorum, ama içinde değilim. Tablo, yada sinemada film izlemek gibi. Peki o zaman patlamış mısır kokusu?Cevapsız sorular. Bitmeyen bir ceza. Sonsuz bir hiçlik . Peki ben gerçekten var mıyım, yoksa kabus mu bunlar? Salak salak ayrıntılar yükleniyor beynime. Kız arkadaşımla kavgalarımız mesela. 'Engin, yeni parfümümü beğendin mi? Güzel der geçerdim. Şimdi kendi kokum bile yok. 
Kızarmış ekmeğin, naneli diş macunumun , yıkanmış merdivenlerdeki Arap sabununun  kokusu yok....Üzerime sinmesinden nefret ettiğim kızartma ve balık kokusu, soğan sarımsak kokusu....  İstanbul'un kokusunu alamıyorum ne yazık. Tereddütüm hızla azalıyor. İkna oluyorum. Bu hafifletiyor beni.  Duyguların kokusunu alamıyorum. Her zamankinden daha yalnız ve korunmasızım. Her söylenene inanan bir aptalım. İnanamadığım böyle de yaşayabileceğim.
Göz kapaklarım. Ağırlaşıyor. Huzur kaplıyor bedenimi. Ruhumu. Ellerim yazmaktan vazgeçmek üzere. Sadece nefes alıyorum. Derin derin. Havanın kokusunu duyuyorum. Hatırlıyorum. İyiyim.  Ağır. Etraf loş. Geceye dönüyor.  Kalk. Pencereyi aç. Gücüm yok. Kokuları  hatırlıyorum.  Gaz kokusu......