Yazı-Yorum

GÜNEŞ ÜŞÜDÜ | IŞIL VURAL
16 Mayıs 2018

GÜNEŞ ÜŞÜDÜ | IŞIL VURAL
Dışarısı soğuktu ,çok soğuk.Şubat soğuğu en acımasızıdır.Güneş ana hiç olmadığı kadar merhametsizdir bu ayda.O Şubat sabahı da, doğururken günü, çok sancı çekmişti güneş.Göğün en kırmızı en kanlı halini yırtıp doğmuştu . Bir bebek çığlığı Güneşin son bitkin çığlığına karıştı.Kim doğdu, kim öldü, hava mi aydınlandı dünya mi karardı ? Belli değil..

Bebek doğdu, gün ışıdı...Gök kırmızı. Yer kıpkırmızı, hep kan. Göbek adi ne olacak dedi biri. Anlamadı. Mehmet diye içine fısıldadı Güneş. Mehmet umuttu, aşktı, devrimdi. Şimdi soğuk nemli toprakta o da üşüyor mudur acaba ?
Kızın oldu, göbek adı ne olacak? Cevap vermedi. Ya sabır dedi yaşlı kadın. Sanki biz dedik doldur karnını diye buna. Yanındaki daha genç olan ebeye döndü. Kundağını ver hele. Yok Emine abla getirmemiş ki . Şey doğurdu ya bu ...Herhalde ondan. La havle…Oradan, şu sedyenin örtüsünden kes ver hemen bir parça, ne yapalım çocuğu eteğimize mi saralım, insan bir metrecik olsun patiska kestirir getirir ,ırzı kırık. Homurdanıp duruyordu yaşlı olanı. Güneş içerden çıkalı iki ay olmuştu, cehennemin kapısından yalnız çıktığını sandı. Bilemedi içinde yedi aydır küçük bir hayat taşıdığını. Bilseydi de kıyamazdı, onun suçu yok ki. İçerde gecikirdi herkesinki, taş gibi olur şişerdi karınlar göğüsler hep. Aylarca anlamadı.

Odaya alacağız seni dinlen biraz yedi gibi getiririz bebeğini dedi genç olan, ilk sütünü verirsin. Çok güzel bir kız, kara gözlü kapkara saçlı boncuk gibi ayni sana benziyor. Ohoo, dedi yaşlı olanı. Kime söylüyorsun, umurunda mı ki onun, baksana domuz gibi belertmiş gözünü tavana dikmiş. Hadi götürsünler bunu odaya. Güneşmiydi bunun adı ? Soğuk nevale, adı sıcak kendi soğuk. Saçaklı ne olacak. Öyle deme be abla yazık öğrenciymiş bu kim bilir ne geldi başına günahtır. Ne yazığı o haltı yerken düşünecekti utanmaz. Güneşin aklı sürgün, esrik ,’’ruhum bir çocuğun tokatlanmaktan uyuşmuş yanaklarından farksız. Canım yanmıyor,utanç duymuyorum bunları duydukça. Ama gerçeği bilseniz, sizin yaşayacağınız şeyin adı ne olurdu ?’’

Ayşe’de kalıyordu 2 aydır okuldan arkadaşı . Yurt kapatılmış o içerdeyken, zaten bu halde kalamazdı artık orada. Bir fabrikada gece vardiyasında ufak bir iş gündüz okul. Hayatta kalacaksın Güneş, içinde bir hayat daha taşıyorsun dedi durdu hep kendine en buyurgan iç sesiyle .Umut bebek. Bırakmak kurtulmak mi olacak ondan? Hayır onu kurtarmak için bu.Sevecek isteyerek sahiplenecek bir anne baba.Ayşe’nin ablası hastabakıcı nın ahretliği, o buldu bebeğin verileceği aileyi.İyi insanlarmış kendi hallerinde merhametliler ,kısırmış adam .İyi bakarlar dedi Ayşe’nin ablası, gözün arkada kalmasın.Bir annesi bir babası evi olacak umut bebeğin. Kendisinin cevabini bilmediği baba sorusu geldi aklına, tiksinti ,bulantı,karardı her yer, siyah bir bantla sıkıca bağlandı sanki gözleri yeniden, kasıklarında onlarca bıçak darbesi.

Melahat hastabakıcının ahbabı alacakmış bunun piçini .Gelirler iki saate dikkat edin, anlaşılmasın bir şey yanarız valla hepimiz. Melahat hastabakıcı odaya girdiğinde Güneş, kazağını, kot pantolonunu giymiş arkası dönük pencereden bakıyordu .Anaç bir çığlık attı kadın. Kızım deli misin sen, 2 saat olmuş doğuralı yatsana, düşersin Allah korusun. Çok kan kaybettin.Yazık ,kolay mı doğurdu? parça parça oldu ,canından can çıkardı. Öylece koy git yavrunu bir bilinmeze. Melahat’in ıslandı gözleri. Kim bilir ne geldi başına? Allahım ne zor, kimselerin başına vermesin rabbim.
Götürün bebeğini şuna, sütünü versin. Sarılık marılık olur çocuk. Belini kütleterek doğruldu Emine, yaşlı olanı. Melahat arasın komsusunu gelsin hemen , geçirmesin sekizi sakin haa ! Doktorlar çıkmadan vizite, halledelim. Alsın gitsinler bebeği yanarız vallaha. Doğum evrağı işini de Nuran hemşire halledecek sonra. Anaları babaları okusun diye yolluyor, bunlar anarşik oluyor, yetmiyor birde orospuluk edip gebe kalıyorlar böyle.
Ben zehir biriktirdim göğüslerimde, umut bebek. Seninle beraber uyuduk uyandık, beraber yürüdük deniz kenarında, tutsaklık sonrası iki ay. üzerimizde Ayşe’nin ablasının eprimiş bol pardösüsü, seni de beni de içime sakladı.Beraber karar verdik hayatta kalmaya. O kocaman dalgalara verip yüzümüzü avaz avaz bağırıp ağlarken. Sen benim umuda yaşama bakan yüzüm oldun.Seni zehirleyemeyecek sütüm.

Genç olanı, tıknaz kız telaşlı koşar adım geri döndü az sonra , Abla kaçmış gitmiş yok odada.
O yıl Yirmi dört Şubat sabahı çok sancılı, çok kırmızı doğdu gün , hep kan, hep göz yaşı.
Bir Mayıs günü başlayan işkence bitmişti, işkencelerin en Allahsızıydı, zaman kayıp mekan yok. Gözünde siyah bant , kendinde değildi ki kıyametini hatırlasın ,bir hafta boyunca bilmedi kendini ,ara ara Sendikacı Zahide Abla 'nın dudaklarını aralayarak çay kaşığı ile içirdiği şekerli suyu,sütü yutarken açtı gözlerini.Zahide ablanın saçlarına dokunan yumuşak elleri,karnındaki binlerce tekme bacaklarının arasını paramparça eden cehennemi yangı ,göğüs kafesini içine göçerten leş kokan pis hırıltılı tonlarca ağırlık, hangisi gerçek hangisi kabus, hepsi birbirine karıştı. Bir hafta sürmüş bu uyur hali hatırlamıyor.Koğuştaki devrimci öğrencilerden en cevvali Ayten ,tıp son sınıfta ,Hayal meyal hatırlıyor Güneş baş ucunda oturan Ayten’in söylediklerini; Zahide Abla diyor Ayten, revirdeki doktor iyi bir adam anlatırken ağladı, orospu çocuğu bunlar serçe kadar kıza on kişi birden. Aşırı kanaması olunca da.Yer göllenmiş Abla düşünsene, içlerinden teki korkup revire götürüp atmış ,sürüyüp yerde .
Güneş, hastanenin bahçesinden geçti gitti, gitmelerin en kaçma olanıydı..Kapıda durur gibi oldu sanki ama devam etti.Bir daha da asla arkasına dönüp o sabaha bakmadı.Unutuşların en yakıcı olanıydı.

Kan sıcaktı, gözyaşı sıcak ,Güneş üşüdü.