Yazı-Yorum

ÇÜRÜK BALIK KOKUSU | IŞIL VURAL
16 Mayıs 2018

ÇÜRÜK BALIK KOKUSU | IŞIL VURAL
’Çık ulan dışarı.Çıkkk!. Kırılan camın şangırtısı kesti kanattı geceyi. Eğlenceyi giyinmiş dar karanlık sokakların ışıklı makyajı, havaya karışan acıyı hemen yuttu.Cumartesi gecesi Beyoğlu cıvıl cıvıldı.Dudağının kanarından sızan kopkoyu öfke çenesini kırmızıya boyamıştı kadının.Sokaktan gecenler adımlarını hızlandırdılar.Tiksintili bir korku havaya karışıp tenhaya boyadı her yeri .Genç bir kadın sadece, onunda Gülnar’a yönelen merhametini sevgilisi tuttu kavradı. "Aman ha ! Bulaşılmazdı böylelerine, su testisiydi ya, su yolunda elbet...’’

"Ulan Tayfuunn! çık ulan dışarı.Seviyoruumm ulaaannn!..

"Alın oğlum şunu kapıdan’’, diye kükredi Kamil garsonlara. ‘’Alın atın aşağı sokaklardan birine.Rezillik istemiyorum dükkanın önünde.Tayfun itini de bulun artik. Ne cehennemdeyse çıksın temizlesin yediği haltı. Kaç sefer,garson musun, pezevenk mi olacaksın bir karar ver dedik adama. Bu kaçıncı vukuat ulan kapıda"

Türkü bardan sokağa akan halayın sesine rakı kokusu karışıyordu.Gece eğlence demekti,şehrin bu semtinde.

Kıllı örümcek kollar kavradı Gülnar’ın gövdesini, "Başımızı belaya sokma kaltak, defol ol git !" Çığlığı boğazını kanatırcasına boğuk."Kim ulan beni Orospu yapan ? kimmm ? Çıksın o Tayfun iti, çıksın dışarı, yakarım burayı.Zebaniler birlik olmuşunuzda ne gelirsiniz üzerime?...Cehennem kazanı kaynıyor iste burada bak ,fokur fokur! "

Yanındaki çöp konteynırına bir tekme savurdu .’’ Orospular yanacaklar cehennemde.

Apış araları, memeleri kızgın saclara yapışacak.’’

Koca anası ilençle altını odunla besliyordu kazanın,.beddualı mırıltıları harlıyordu ateşi .Gözleri yari açık uluyordu yaşlı kadın ağulu sesi ile. Orospuuu! Yanacaksiinnn...

"Ulan zebaniler !Benim Koca anam ,babamla beraber yedi çocuk doğurmuş da etini göstermemiş kocasına ,hep karanlıklarda...O günahı islerken hep şaklamış kendini karanlıklara" .

Sarhoşluğu, haplarla dumanlı kafası teninin acısını hissettirmezken Gülnar’a ,yüreğinin sızısını bir o kadar büyütmüştü. Çöktü kaldı kaldırıma."Ulan Tayfuunnn! ..Kanıma girdin benim.Tekstil atölyesinde isçilikle, ne geçiyor ki eline dedin bana .Hem atölyede ustabaşı oramı buramı sıkıştırdığında susup yutmuyor muşum? Para yapana kadardı hani ? .Başında ben varım demiştin.Ev düzüp nikahı yapalım sonra çalıştırmam dememiş miydin?".Kalan tüm gücünü sesine yükledi Gülnar "Kandımsa inandımsa ,sevdiğimden ulaann! "

Kara kavruk, bedeni örselenmeye belki direnirdi.Ama akli ,ruhu aldatılmayı, itilmeyi kaldıramazdı ki ."Offf başım kütük gibi ağır...Bir otuz beşlik rakıyı susuz fondipledim mi ,iki tanede hapla cilaladım mı kafayı ,duymam artik leş kokularını heriflerin.’’

Birden irkildi "Yılanlaaaar! kapkara zehrinizle gelmeyin üstüme, kollarıma bacaklarıma dolanmayın , kıvıl kıvıl olup bacak arama üşüşmeyin artik... Kafalarınızı ezicem hepinizin." Sokaktan gecen genç adam afalladı üzerine kaldırım taşı ile gelen kadını görünce .

Sonra çabucak toparlandı, kolundan tuttuğu gibi Gülnar'ı yapıştırdı karşı binanın duvarına.

Tiksintili bir tükürük gibi yapıştı suratına tokat. "Defol git ulan! kafa bir dünya olmuş.Manyak kari ."

Düştüğü yerde zeminin kirine karışmış bukalemuna dönüşmüştü ,dükkan atıkları, sarhoş Kumukları ,tekmil çirkefin her biri ,bir yama oldu gövdesine.Boyadı ,kattı varlığını kentin pisliğine....

Düştüğü yerde bitkin kıpırdandı "Offff !..gene o lanet çürük balık kokusu ...

Koca Anam ,kadının orası pistir derdi hep .Dereler göller yıkasa arıtamazmış günah kokusunu. Nereden geldi girdi burnundan içeri ‘’

Beyninin içinde vıcık vıcık yüzlerce yaralı, kanlı balık. Kaçması peşindeki kokudan kurtulması lazımdı. Boşluğa,havaya haykırdı,"Gitt ! gelme peşimden giittt !’’

Savurduğu eli park halindeki bir Taksinin ön camına çarptı.Kaykıldığı koltuğunda uyuklayan şoför sülalesini de eksik koymayarak patlattı küfürü.

."Ciyanlaaar! sarı çiyanlar! çığlık çığlık gelmeyin üzerime .O ışıkları söndürün. Kör edeceksiniz beni. Ana caddeyi kazasız belasız aşıp, Tarlabaşında ki apartmanın.Tekinsiz sağanlığına yığıldı. Sahanlıktan yukarı kata uzanan merdivenlerin bitiminde beyaz bir ışık gördü Gülnar. Bir çift ak tüylü kanat açılıp kapandı, genç bir oğlan suretindeki melek, Abla diye fısıldadı ne yapmışlar sana gel eve çıkarayım seni.

Türkü bardaki komi ,tıfıl oğlancık İbrahim ,severdi Gülnar’ı. Birkaç kere gelmişti eve.Tayfun’un verdiği market siparişlerini kapıdan bırakıp gitmişti .Eline para tutuştururdu o zamanlar .Köy kokardı İbrahim.Çocukluğu gibi kokardı Gülnar’ın.

Mekanın önünde az önce dayak yerken, patronuna yalvar yakar olmuştu İbrahim.

"Kamil Abi ben gider konuşurum, gelmez bir daha, kurban olayım ,söyle bıraksınlar garibi. " Git konuş o zaman evine. Madem,anlıyorsun dilinden bu delinin.Söyle bir daha gelip manyaklık yapmasın kapımda.Müşteri sevmez böyle şeyi."

İbrahim koluna girdi Gülnar’ın ,zor bela çıkarttı merdivenleri. Çantasını uzattı Gülnar oğlana.Boynu önünde, başını kaldıracak mecali yok.Anahtarları buldu aldı oğlan çantadan , kadını içeriye taşıdı .


Viraneden bozma evi, solgun kirli bir ampulün ışığı aydınlattı. Köşedeki eski, yüzü yer yer yırtılmış çek yata yatırdı Gülnar’ı, ayak ucunada kendisi ilişti iğreti. ."Ablam ,Suriyeli kızlar var daha on beş’inde yoklar.Onlara dadanmış bu it.İyi para getiriyor diyormuş sağda solda. Garsonluğu da bıraktı zaten .Kamil Abi gıcık buna, pezevenklik yaptığı için.Bela istemez dukanda.Polis ile devlet ile başı belaya girsin istemez....’’

"Ben namusumu para edip avucuna saydım bu hayvanin.Var mı böyle koyup gitmek haa? Kamil de çok iyi bir malmış gibi. İt iti ısırmaz İbrahim. Yeğenini , kollayacak o da tabi."

Kara gözlerinin akına kadar kırmızıya kesmişti Gülnar."Haydi İbrahim, git artik evine sende.


Geceleri uyuyamaz Gülnar.Gündüzleri uyutur, geceye katlanmışlığını.Uyku sağaltır biraz acısını.Aldatılmışlığın bir başına konulmuşluğun ,kullanılmışlığın hıncını uyutur. Sonra tekrar gece...Eskidendi tüyler, otrişler ,yüksek ökçeler. Çok renkli çok parlak en ucuzundan, en kabasından, en hoyratından bir kıyımın içine bırakırdı onu. Avucundaki yapış yapış paralarla evine dönüp de, dantelden tülden yapılı avuç içi kadar naylon zırhını soyunup, çöpe attıktan sonra, soğuk suyla buluşturur derisini.Etinin acısı ruhunun acısına karışır.

"Off ! gene o lanet koku.Yıkanmam ,arınmam lazım bundan"

Kalktı banyoya yürüdü yalpalayarak .Daracık banyo karanlıktı.Kablolun ucundan sarkan kirli patlak ampul nicedir ,öyle anlamsız sallanıyordu boşlukta.

Yerdeki çinko çamaşır kazanına su doldurdu musluktan.Plastik maşrapadan tenine boşalan soğuk su, sırtına omuzlarına çarptığında irkildi.Üvey ana terliği gibi sert acımasız dövmüştü bedenini.

"Çocukken hiç sıcak su değmemiş ki etime ,soğuk suya alışmışım işte.Kış ayazında bile soğuk su .Üvey anam çamaşır kazanında ısıttığı suyla kendi çocuklarını yıkar.Bana düşen bir kaç tas soğuk su...Öksüzlük dediler mi üşürüm hep .Buz keser çocukluğum. "

Açık banyo kapısından içeriye sızan holün ışığında ,duvardaki paslı çiviye asili havluyu el yordamı ile buldu,sarındı. Banyonun içine akrepler doluşmuştu birden.

" Gözünüz kör olsun gidin defolun rahat bırakın beni ".Kendini dışarı attı ağlayarak .Odaya girdiğinde Koca anayı gördü, baş köşede.Yere bağdaş kurup oturmuş.

Siyahlar giyinirdi koca ana. İri gövdesini saran siyah feracesi ile korku dağıydı .Derin bir kuyu gibi açılan karanlık ağzının içinde parlayan altın dişler fırlayıp üzerine atladılar,Gülnar’ın. Ellerini kollarını ısıyorlardı.Yaşlı kadının alnına, siyah başörtüsünün bitiminden başlayıp, burnuna, oradan çenesine ,ellerinin, parmaklarının üzerine dövülmüş çağlar ötesi semboller ,harfler akrep olup bir bir düşüyorlardı yere .

Oturduğu yerden tısladı."Orospular cehennem ateşlerinde yanacaklar..." dili çatallandı yılan diline döndü, Gülnar’ın boğazına dolandı . "Bırak koca ana kurbanın olayım bırak!.."Bir müddet yerde debelendi kıvrandı ağladı .Gecenin gündüze evrildiği saatlerde kapadı gözlerini aydınlığa ,ölüme öykünen derin bir uykuya yuvarlandı...


Bir kaç gece sonra gene ayni vaveyla tekrarlandı Türkü barın önünde. Dayak itişme kakışma küfür .İbrahim gene araya girdi de dayak faslı fazla uzamadı."Ablam gel götüreyim eve seni. Bak her yanın yara bere içinde "

Ölgün gözlerle baktı,eliyle öteledi oğlanı, yan sokağın köşesinde duvara yalpa vurup karanlığa aktı.Havaya karışan çürük balık kokusu genzini yaktı oğlanın...


"Koca anam avluda akrep gördük müydü , etrafına gazyağı döker çembere alırdı. Ateşin ortasındaki hayvan kaçamaz kısılır, sonra çevirir iğnesini kendine.’’

Ateşe meydan okuyan ölüm ayinini korku, dehşet ama asıl hayranlıkla izlerdi Gülnar…’’Gelmeyin üzerime, kapatın alevli ağızlarınızı,söndürün o ışıkları’’

Çaresiz öfkeli haykırışını, bir çırpıda yuttular, göz kamaştıran ağızlarıyla beton canavarlar.

Elinde parlayan bıçağın soğuk çelikten keskin ucu akrebin iğnesi oldu,iğne döndü,kıvrıldı, kanırdı kadının içinde, yere düştü.

Sokağın caddeye açılan ucunda ,siyah tüylü bir çift kanat açılıp kapandı.İncecik bir ah sesi duyuldu.

Öğlene doğru dükkanın çöplerini yandaki aralığa atarken, bir rugan ayakkabı gördü İbrahim duvarın dibinde. Bitiminden yukarıya uzayan ince bir bacak, kurumuş kan yol yol üzerinde. Yerde yatan gövdeye iğreti iliştirilmiş gibi duran kol ve devamındaki kuru ,kemikli esmer el. Elin tuttuğu kanlı cenin parçalarını gördü sonra.Çocukluğunu tutuyordu Gülnar , morarmış çürümüş ölü çocukluğunu...Kimsesizler mezarlığına bir kadın gömüldü o gün .Taşsız ve duasız, kuru, ölü insan tarlasına.Avucun da ölü çocukluğuyla…