Yazı-Yorum

BİLGE KARASU | KILAVUZ
3 Temmuz 2018

BİLGE KARASU | KILAVUZ
Dili farklı kullanma ve yaratıcılığın sınırlarını zorlama çabasına gönül vermiş bir yazın ve müzik bilgesinin eserini okumaya başlayacağınıza dikkat çekmek isterim. Bilge Karasu örtülü anlatımıyla anlaşılması güç yazarlarımızdan biri. Onu Türk Edebiyatının ustalarından birisi olarak görmek kesinlikle abartı olmayacaktır. Saygıyla…
*
‘GAZETEDEKİ ilânı, üçüncü düşü gördüğüm gecenin sabahı okudum.’

Metnin baş kahramanı Uğur’un bu cümlesiyle başlıyoruz okumağa (Bilge Karasu tarzı ile okumaya değil ısrarla okumağa yazarız.Ğ katı bir kural olarak kendisinin yazın hayatında bu şekilde kullanılır).  Kıpırtısız bir denizin ışıltısı, gazetenin yanından gözümüze ulaşırken elbette dingin, mutlu, eğlenceli bir roman beklemek hepimizin en doğal hakkı. 
Biz bekleyeduralım Bilge Karasu üstadımız üst kurmaca (kurmacanın kurmacasıyla) kafamızı karıştırmaya çoktan niyetlenmiştir ki Kılavuz kendisinin en rahat okunan metinlerinden olmakla nam salmıştır, bu baştan biline!  

Tek cümle ile kitabımız Uğur’un Turunçlu’ da ki on beş gününde yaşadıklarını/yaşadığını sandıklarını anlatır bize. Kendisi hakkında başta verilen birkaç kısıtlı bilgiye göre Uğur yirmiyedi yaşındadır. Karasu, postmodern edebiyatın özelliklerinden birini, karakterler hakkında birkaç kısa bilgi vermek dışında detaya girilmemesi yöntemini kullanmıştır. Metin karakterlerin psikolojik özellikleri, sanrıları, anımsamaları üzerinden sürdürülmüştür
Uğur’un romanın ilk cümlesinde bahsettiği iş ilânındaki numarayı aramasıyla olaylar gerçeklik, düşler, sanrılar sarmalında hızla gelişir. Bahsi geçen üç kabustan ilkini dokuzuncu sayfada ‘Gözlerimi örttüm elimle. Yanımda kimse yoktu, piyanonun arkasındaki köşede dikilmiş duruyordum.’ cümleleriyle öğreniyoruz. 
Bahse konu üç kâbus okuyucuya Uğur’un duyduğu suçluluk duygusu, ölüm korkusu, geçmişi hakkında ipuçları verir. Aynı zamanda kurmaca metnin içerisinde gizemli bir hava ve kafa karışıklığı yaratarak (dikkatli okunmaması halinde) metne tekinsiz bir anlatı (fantastik) özelliği katar.

Gazetedeki iş ilanını arayarak Yılmaz Bey (ilanı veren kişi) ile görüşmeye giden Uğur, sık sık ‘Adamı tanıyordum: daha doğrusu, yüzü çok bildikti.’ (syf 13) diyerek okuyucuda ayrı bir kafa karışıklığına yol açsa da kitabın sonunda bu hissin nereden kaynaklandığı çözülecektir. Yılmaz Bey, şehir dışına çıkacağından amcası olarak tanıttığı Mümtaz Bey için bir bakıcı, daha doğrusu ona eşlik edecek bir yâren, aramaktadır. Uğursa görüşmenin ardından eşyalarını alıp dönmek üzere yola çıktığından Yılmaz Bey’i ikinci düşünde (ikinci kâbus) gördüğünden emin, ‘sanki ilanı beni almak için vermişti, eminim,’ diyerek ikinci kâbusun detaylarını anlatmaya girişmektedir. 
Uğur’un Mümtaz Bey ile geçirdiği zaman zarfında İhsan ile tanışmasını, onunla olan ilişkisinin boyutlarını görmenin yanı sıra Uğur’un bir yazar adayı olduğunu da öğreniyoruz. İşte tam da burada, okunan metnin Uğur’un yazdığı bir kurmaca metin mi, ya da yalnızca Uğur’un yazıya aktardığı eş zamanlı deneyimleri mi olduğu sorusuyla baş başa kalıyoruz. 
Yılmaz Bey’in Uğur’a iş görüşmesinin hemen ardından ücretini peşin verip, bir de izlemesi için bıraktığını belirttiği kasette kitabın tekinsiz öğelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. İlk sayfalarda ortaya çıkan kaset romanın bitimine dek bizlere eşlik edecektir, dikkat!

Uğur ilerleyen bölümlerde (kitap üç bölümden oluşmaktadır) Mümtaz Bey’in kendisine hediye ettiği GOYA baskısı bir resmi betimlerken şöyle der ‘Yarasalar, baykuşlar, kediler, gece karanlığının yaratıkları güçsüzlük anlarımızın uğursuz düşmanları, öncesiz bir korkunun kapkara ışınlarıyla çevreliyordu uyuyan adamı.’
Kedi, baykuş (ishak kuşu) ve yarasa kitabın farklı bölümlerinde kendilerine yer bularak resmi bütünlerler.
Bahsedilen ana kurgunun yanında Uğur ile İhsan’ın ilişkisi, Mümtaz Bey’in Uğur’un okuduklarını yorumlarken verdiği yazma dersleri ve Uğur’un yazar olma çabası metne ayrı bir tat katıyor. 

Bilge Karasu metinlerinde derinlikli kadın karakterlerin olmayışı ayrıca dikkat çeken bir husustur. Bunu da bir not olarak eklemeliyim. Kılavuz eserinde de temizlik işlerine bakan Emine Hn. ve rüyalarda bahsi geçen kadın karakterler dışında bir yan karakter göremeyeceksiniz. 
Dolaylı olarak ismi geçiyor görünen Bülent ise neredeyse tüm kurmacanın kilit ismi. Şimdilik bu kadarlık ipucu yeterli sanırım.
Bilge Karasu üstadımızın eserini hak ettiği ilgi ve dikkatle okuduğunuz takdirde alacağınız zevkin doyumu olmayacaktır. 
Kitaptan rast gele birkaç cümle alıntılayarak bitiyorum yazımı. 
Keyifli olduğu kadar insanlık hallerine dair öğretici bu okumanın tadını çıkarın derim. Sevgilerimle… 

Sımsıcaktı sesi şimdi.
Küçücük bir gülme payı.
Yüzünde kırık bir gülümseme: Bir gülüm taslağı.
İkinci gün bir gezmenle selamlaştı.
Birileri bir bulutu tutmuş, buruşturup atıyordu. Bir peygamberdevesi, erkeğini öldürüyor, yiyordu.
‘Usun uykuya dalması diyordu… ‘resmin altında Goya ‘…canavarlar üretir.’
Arkadaşlıklarda, dostluklarda, sevgilerde, karşısındakini ele geçirilecek bir ülke gibi görenler vardır. Tedirgin eder beni böyleleri.

KİTAP İNCELEME: Ebru Akkan