| Yazan :
Hiç gitmediğiniz bir yerde hayal ettiniz mi kendinizi? Hayır mı? O zaman takılın peşime. Önce gözlerinizi kapatmanızı isteyeceğim. Tabiki yazıyı okuduktan sonra kapatın ve müziğe bırakın kendinizi. Ben kendi adıma anlatacağım fakat siz kendiniz yaşayın, o şekilde düşleyin.
Gözlerimi açtım yeni bir güne. Güneşin ışıkları henüz süzülüyordu dağın zirvesinden bu yana. İlk önce elimi yüzümü yıkadım. Yumuşacık havluma sarıldım ve güzel kokusunu hafifçe içime çekerek kuruladım yüzümü. Balkona doğru yürüdüm. Daha önce terliklerimi giyindim. Balkona çıkıp denizin uzak köşelerine dalgın bir bakış attım. Arkadan süzülen güneş ışıklarının eşliğiyle derin bir nefes aldım. Bir kaç dakika öylece durdum ve izledim etrafımı.
Zaman ağır ağır ilerlerken hafif bir ürperti geldi. Dalgınlığımı bir kenara bırakıp mutfağın yoluna koyuldum. bir bardak su içip çayın altını yaktım. Çay demlenene kadar kahvaltımı hazırladım. Özenle dilimledim peynir ve ekmeği. Cam bir kaseye koydum baktığında karşısını kendi renginde gösteren reçeli. Köyden toplamıştım reçel yapmak için çilekleri. Gidip göremediğim yaylaların balını yollamıştı arılar bana, hemen onu da koyuverdim soframa. Birazcık tereyağ ve hiç eksik etmediğim yoğurt süzmesini de yerleştirdim.
Kahvaltıyı balkona taşıdıktan sonra demini almış, güneşe doğru baktığında tavaşan kanı denilecek kadar kırmızı çayımı doldurup balkonun yolunu tuttum. Sabah kahvaltısının olmazsa olmazlarından radyomu hemen yanıbaşıma koyup hafif açıverdim sesini. Derken bu müzik çalmaya başladı. Güneşin daha bir belirginleşmesiyle kuşlar eşlik etmeye başladırlar bana. Bir yudum çay içip yelken açtım hayallerimle denizin ücra noktalarına.
Çarşaf gibiydi deniz, tek bir dalga yoktu. Rüzgar sadece yelkenimi dolduruyor denize dokunmuyordu. Daha bir güzeldi dağlar arkasındaki güneşle. Aydınlanmıştı heryer fakat hayat durmuştu sanki. Ben, deniz, güneş, dağlar, kuşla, rüzgardan başka kimsecikler yoktu.
Arada çayımı yudumluyor, bir iki lokma atıştırıp tekrar dalıyordum. Ağır ilerleyen zaman bir hayli yol almıştı. Kahvaltıyı kaldırıp tavşan kanı çayımdan bir bardak daha içtim. Keyif çayı derler ya. Doğru demişler. Ki doğaya karışma zamanı geldi. Köye çıktım, eski eşyalarımı giyinip hazırlandıktan sonra yola koyuldum.
Aylardan Ağustos, vakit fındık vaktidir. Daha önce altlarını temzilediğim fındıkları, olgunlaşmaları sebeiyle toplamaya başladım yavaş yavaş. Radyomu da iyi bir yere koyup duyabileceğim kadar açtım sesini. Kimi zaman türkülere eşlik ediyor, kimi zaman karışıp gidiyordum nağmelere.
Öğlen oldu, hafif atıştırdım, iyice terledim derken günün sonu yaklaşmıştı. Vücudumun sıcaklığını düşürmeden hemen bir kaç metre uzağımda olan dereye doğru yol aldım. Yayladan gelen serin sularla birlikte rüzgarı da hissettim yüzümde. Hiç düşünmeden dalıp saldım kendimi o serinliğe. Vücudumun ateşi sönmüş, bir rahatlık gelmişti üzerime. Biraz kulaç attıktan sonra kayalıklara gidip oturdum akıntının tam ortasına. Su masaj yapıyor, günün yorgunluğunu alıyordu üzerimden.
Hava iyice kararmaya başlamıştı eve vardığımda. Topladığım fındıkları serdim ilk önce. Sonra üstüme bir şeyler giyinip çay demledim. Arkadaşlarım geldiler mahalleden. Gırgır, şamata, muhabbet derken uyku vakti geldi. Tekrar görüşmek için vedalaşıp, yatağın yolunu tuttum. O günün yorgunluğuyla beraber yatağa yerleşince hemen kapandı gözlerim.
Gözlerimizi açabiliriz şimdi.
Umarım güzel birgün olmuştur. Hayal bile olsa, arada bir başka yerleri dolaşmak huzur verir insana. Gitmeyi hayal ettiğiniz yerleri görüp yaşayabilmeniz dileğiyle.