Babam
| Yazan : Galeni | Tarih : 28 Nisan 2008 - 01:03 |Başımı cama yaslıyorum, neresi olduğunu bilmediğim küçük bir Karadeniz kasabasından geçiyoruz, hava henüz kararmış, otobüs kırmızı ışıkta durunca gözüm evlerin ışıklı pencerelerine takılıyor, çekilmemiş perdelerin ardında çok kısa bir an gördüğüm siluetleri düşünüyorum. Acaba onların hayatları nasıldır? Nelere güler nelere üzülürler? Onların babaları da benim babam gibi hastamıdır, kaçı bilir benim gibi babasının kurtuluşunun olmadığını ve hangisi bu ağır yükün altında ezilmektedir de söyleyemez kimseye.
İşyerimdeyim, içimde bir sıkıntı var. Telefonda Ayşe ablanın sesi bir garip geliyor, yanındakilere sezdirmemeye çalışanların yapmacık ses tonuyla konuşuyor, bir terslik olmalı ama ne? “ben seni sonra ararım” dedi ve kapattı. Bugün annemle beraber babamı doktora götüreceklerdi, aklım onlarda. Bir türlü haber alamadım, ne zaman arasam sonraya bırakılıyor. Tekrar arasam mı? Arıyorum…
Birden kapı açılıyor içeri gürültülü bir grup giriyor, kocaman bir pastayı önüme koyuyorlar, bugün benim doğum günüm, bana sürpriz yapmışlar. Sarılanlar, öpenler, “haydi aç hediyeni” diyenler, tek kelime çıkmıyor ağzımdan. Bugün benim doğum günüm, kafamda Ayşe ablanın telefondaki keder yüklü sesi yankılanıyor “baban kanser olmuş uğur”…
Çernobil’e maruz kalan memleketimde en yaygın hastalık olmuş kanser. Neredeyse her ev kanserle tanışmış, ecelin adı “kanser” olmuş buralarda Çernobil faciasıyla.
Güneş yüksek binaların arkasından tozlu pembe bir ışık yaymaya başladı, bu yükseklikten Ankara manzarası çok güzel görünüyor. Makineden alınma plastik bardaktaki ruhsuz kahveden bir yudum alıyorum, iyice soğumuş, kaç saattir önümde acaba? Bu camın önünde sabahlamışım farkında değilim. Askeri hastanenin teras katındaki kafeteryadayım. Rize’deki doktor “büyük bir hastaneye gidin, ameliyattan sonra kemoterapi görmesi gerek” deyince apar topar Ankara’ya getirdik. Hastane çok büyük, çok modern, çok disiplinli iyi bakarlar diye düşündük. Etraf hareketlenmeye başlarken ben kalkıyorum, bugün tahlil sonuçları çıkacak, onları alıp profesöre göstermem gerek.
“beni eve götür, torunlarımı son defa göreyim” diyor babam çaresizlik yüklü bir sesle. Kızıyorum, söyleniyorum. “Sen böyle moralini bozacaksan hiç uğraşmayalım” diyorum. Keşke profesörle konuşmaya gelmesine izin vermeseydim. “Kalacak yeriniz var mı?” diyor profesör, “neden” diyorum “Sonuçlar beklediğimiz gibi değil” diyor, “bir ameliyat daha yapmamız lazım”. Birkaç yere telefon açıp 15 gün sonrasına randevu veriyor.
Ankara Kızılay meydanında amaçsızca dolaşıyorum, yalnızım, bütün yüzler yabancı bana. Bu koskoca şehirde iki kelime edecek kimsem yok. Dertleşecek birilerine öyle ihtiyacım var ki. Telefonum sürekli çalıyor, akrabalar dostlar arıyorlar. Herkese aynı şeyleri söylüyorum, artık otomatiğe bağladım. “İkinci ameliyat ilkinden daha iyi geçti” diyorum, “kendisi şu anda çok iyi, hastane süper” diyorum. Yalan söylüyorum…
Hastane gerçekten süper , “Asistanlar alabildiğine ukala, hemşireler duygusuz, hiç kimsenin umurunda bile değiliz. En basit bir soru için bile fırça yemeyipte cevap alamazsak şanslıyız” diyemiyorum. Hepsine lanet okuyorum.
Hastane koridorundayım, doktorun odasının önü çok kalabalık, insanlar ellerinde tahlil sonuçları ile doktorun gelişini bekliyorlar. Benim elimde bir şey yok, gömlek cebimde içinde 800 milyon Türk lirası olan uzunlamasına bir zarf var. Kalabalığın kapıya doğru hareketlenmesinden doktorun gelmekte olduğunu anlıyorum. İstifimi bozmuyorum benim acelem yok en son girsem de olur. Doktor kapıyı açıyor, kalabalığın arkasına doğru bakıp beni görüyor, eliyle işaret ederek “delikanlı sen gel” diyor. İçeri giriyorum, “babanın önceki 2 ameliyatında kanserli hücreleri iyi temizlememişler” diye meslektaşlarını kötülemeye başlıyor, kendisinin yaptığı ameliyat iyi geçmiş, keşke önce ona gelseymişiz falan diyor. Saçları bembeyaz,60 yaşlarındaki, bölüm dalı başkanlığı koltuğunda oturan profesör gözümün içine bakarak yalan konuşuyor, oysa ben biliyorum babamın hastalığının son aşamaya geldiğini, kemoterapinin sonuç vermediğini, artık yapacak bir şey kalmadığını, bu adamın sırf para için bu ameliyatı yaptığını da biliyorum. Gerisini dinlemiyorum zarfı verip çıkıyorum.
O kadar çaresizdim ki, Babam kemoterapiden sonra tekrar Ankara’ya gitmek istemiyor, bende onu Trabzon’daki üniversite hastanesine götürüyorum, ilk önce gittiğimiz onkolojinin Profesörü bana gizlice söylüyor her şeyi, “yapacak bir şey kalmamış evlat” diyor. Odadan çıkıyorum herkesin gözü bende. Babama bakıyorum, gözlerinde beklentiyle bana bakıyor, son bir gayretle yalan konuşuyorum “kemoterapi iyi geçmiş” diyorum. “şimdi de ürolojiye gidelim” diyor babam, gidiyoruz. Bölüm dalı başkanı profesör sırf para için 3. ameliyatı icat ediyor, elim kolum bağlı, babama bunu söyleyemem ki, umutla “bu ameliyattan sonra iyileşir miyim?” diye soruyor. Konuşamıyorum sadece başımı sallıyorum. Güçlü olmam lazım, tüm yük benim üstümde, annem, ablam ve herkes benim gözüme bakıyor, ben eğilirsem hepsi yıkılır, dik durmam lazım. Toparlanıyorum.
Bir yerlerde Volkan Konak’ın “Cerrahpaşa” sı çalıyor, “doktorlar da ne bilir ciğerin acısını” diyor. Sadece doktorlar değil, kimse kimsenin derdine aldırmıyor, sadece ciğerim değil, kalbim de cayır cayır yanıyor. O günlerde herkesten nefret ediyorum. Acaba bir gün tekrar insanlara güven duyabilecek miyim?
Ablamla yan yana koltuklarda oturuyoruz, karşımızda babam yatağında yatıyor. Artık bilinci kapandı, sadece nefes alıp veriyor. Hastaneden eve getireli üç gün oldu, dünden beri bu şekilde yatıyor. Akrabalar burada, dayım, yengem, amcamlar, kuzenler hepsi bizdeler. Ramazan ayındayız, hepimiz oruçluyuz ama evde kimse iftar yapmıyor. Birden nefes alıp verişi hızlandı, ben anlıyorum ablama “sen dışarı çık” diyorum, çıkmak istemiyor.
Önce abim le yengem koşuşturuyorlar, sonra evdekiler. Birkaç dakika geçiyor, “bitti mi?” diyorum, yengem “bitti” diyor. Ayağa kalkıyorum odama gidip kapıyı kapatıyorum.
Sekiz aydır güçlü görünmeye, dik durmaya çalışırken ertelediğim gözyaşlarım akmaya başlıyor, artık kendimi tutmama gerek yok,
Ağlıyorum…
Galeni tarafından yazılan bu yazıya 11 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap


Yorumlara Abone Ol
E-mail ile Abone ol