SÖYLEYEMEDİM
| Yazan : SaYE | Tarih : 2 Ekim 2008 - 21:11 |Ruhumu yalnızlığa hapsettim
Ve sensizliğe boğdum yaslarımı
Her gece perdenin ardında gölge oldum nöbetlerde
Seni bekledim.
Ruhumu yalnızlığa hapsettim
Ve sensizliğe boğdum yaslarımı
Her gece perdenin ardında gölge oldum nöbetlerde
Seni bekledim.

Sayfalarca sen yazıyorum. Kelimelerimde seni arıyorum. Yazdığım her cümle seni kendime tarif çabam. Rüzgârın akışına bırakıyorum düşüncelerimi. Her daim ilk durak da son durak da sen oluyorsun.
Sevgin bende taze kabuklu bir yara kanatmaktan bıkmadığım. Sen kanayan tarafım acım, sevgisizliğim, umutsuzluğum. Sevgisini sevemediğim sevdam. Özlemine hasret yaşam tarifem. Sen hayalini sevdiğim, sen acısına hasret nöbetler tuttuğum. Sevgisini sevemediğim sevdam.
Sen benim yarım kalan sevdam…
Sen benim hicran kokan rüzgârlarda aldığım son nefes…
Sen benim yağmur sonrası yanık toprak hasretimsin…
Sen boğazımda düğümle doyamadan sofrasından kalktığım aşkım…

Bu gece ay bana yalnızlığın rengini sordu
Karanlık düşlerden daha siyah dedim
Ruhun yükünü yürek taşırmış
Benim bu karanlık terk edilmiş ruhumu taşıyacak yürek
Her şeyi ile senle dolu
Ve şimdi kullanılmış bir nesne gibi
Kenara atılmış perişan ruhum
Aşk öyle bir duygudur ki siz anlamadan gelir yerleşir yüreğinize. Tümüyle sarıverir ve ele geçirir bedeninizi. Siz gün geçtikçe daha bir mutlu uyanırsınız sabahlarınıza. Her şeyde o vardır ve her şey onunla daha bir güzeldir. Onunla anlama kazanır olursunuz. Siz bugüne kadar dört elle sarılmışsınızdır her şeye de sanki bugün o kanat olup uçurur sizi.
Bir ömür dileğinde mutluluklar paylaşılır. Hafif çatırtılar baş gösterse de tutku öyle bir sarmıştır ki bedeni küçük kavgalar önemsenmez ve örtbas edilir.
Sizden iyileştirmenizi istediğim bedenim değil ümitsizliğimdir’’ diyor Nietszche Ağladığında adlı kitapta.
Bir uzvumuzun ağrısını geçirmek ne kadar kolay. En acımasız olanlar ruhumuzun sancıları. Hiçbir ilaç deva olamaz ruhun ağrısına. En sıkıntılı zamanları bir ağrı takip eder inadına ve dur durak bilmez sevdiğinin sesini duymadan, yüzünü görmeden yahut elini tutmadan.
Gecenin ilerleyen karanlığı ve artan sessizlik
Bir o kadar yüreğimi sızlatır sensizlik.
Ah, kelimeler boğulmasaydı fikrimde
Seni daha iyi anlatabilirdim açabilirdim bu yaslı yüreği
Her fotoğrafta görmesem hüzünlü gülüşümü
Belki daha kolay ikna edebilirdim kendimi sevmediğime
Yanağımda çocuklukta kondurduğun öpücüğü
Silebilseydim en derinden,
Uğraman daha bir gecikirdi fikrime
Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.
Sensizliği yaşadığım her gecenin karanlık sabahında, geleceğini biliyordum.
Gecenin ayazı artık bir noktadan sonra uyuştururken bedenimi, ben senin bir gün gelip ellerimi ellerine alacağını biliyordum. Ve her sabah soğuğa inat böyle izliyordum güneşin doğuşunu, yüreğimi hayalinle ısıtarak…
Yüreğimin de artık dayanamadığı, nefes alamadığım ve hıçkırıklarla gözyaşlarına boğulduğum o anlarda bir gün geleceğini biliyordum; gelip de başımı omzuna yaslayıp beni teselli edeceğini biliyordum ve ben gözyaşlarımı her defasında bu avuntuyla dindiriyordum.
Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.
Yârim Haziran kitabında ‘’sadakatin gürültüsü ihanetin sükûtu ile el ele yüzüyor’’ diyor Can Dündar.
İlişkiler hep bir güven üzerinedir. güvenemezsek çok kez sevemeyiz de. Açamayız yüreğimizi engin denizlere. Hep bir boğulmak korkusu vardır içimizde. Ama ne yazık ki güvenmeden de sever insan. Yürek koyuverir kendini. Çünkü gönül bilir ancak güvense de bir gün elbet yanılabileceği ihtimalini. Sevgiliye kavuşmak ardından ‘’ya bir gün biterse’’ korkusunu beraberinde getirir. ‘’sana güveniyorum’’ diye haykırırken ihanetin sesini bastırırız içimizde.
Yorumlara Abone Ol
E-mail ile Abone ol