| Yazan :
Emirgan’dan gökyüzüne bakıyorum ve dalıyorum senin özleminle ufka. Yağan yağmurla ıslanan toprağın kokusunda arıyorum seni. Bazen bir bardak çayın deminde buluyorum seni, bazen yaprağın yeşilinde.
Aslında bu şehirde yaşayamasam da seni, yaşıyorum hep özlemini. Nereye baksam beton yığınları karşıma çıkıyor bu şehirde. Bacalardan çıkan dumanla sis kaplıyor şehri ve ben seni düşünüyorum bu karanlık sis altında. Arabaların gürültüsü, büyük şehir olmanın kargaşası içersinde bende kendimi bir kargaşada buluyorum çoğu zaman. Oturuyorum. Seni yaşamak için ufacık bir yeşillik gören bir noktada ve garsona sesleniyorum.
—Garson! bana bir çay getir demli, memleket kokulu”
Bir yudum çekiyorum sonra, gökyüzünün yaşlarıyla ıslanarak, toprağında yetişen çayımdan. Tekrar maviyle yeşilin tutkuyla seviştiği sana uzanıyorum, derin düşüncelerle. Sonrasında derinden bir offf çekerek bir yudum daha içiyorum çayımdan.
Bu şehirde, bu şekilde yaşıyorum hasretini. Boğaza doğru geçiyorum ve denize doğru uzatıyorum bakışlarımı. Ama göremiyorum senin hırçın, asi, yırtıcı dalgalarını. Burada sana dair göremediğim o kadar çok şey var ki, bu yüzdendir seni yaşayamamam,.
Ya işte böyle güzel memleketim. Benim sensiz geçen her günüm özlem ve hüzün dolu. Dere sesini, temiz havasını, hırçın dalgalarını, toprağının kokusunu her anımda özlemekle geçirdiğim, sevdaların türkülerle anlatıldığı, güzellikleriyle güzelden güzel Karadeniz.