Yazı-Yorum

Yusuf Atılgan'ın kitaplaşmamış yazıları
27 Mayıs 2018

Yusuf Atılgan'ın kitaplaşmamış yazıları

Siz Rahat Yaşayasanız Diye’
 
Yusuf Atılgan’ın hacmen küçük ama taşıdıklarıyla büyüklüğünü her geçen gün yeniden kanıtlayan külliyatıyla edebiyatımızda bıraktığı iz ne kadar da derin!

1959’da yayımlanan ve Yunus Nadi Roman Ödülü’nde ikinciliğe değer görülen ilk romanı Aylak Adam; Aylak Adam’ın ardından uzun bir aradan sonra gelen 1973 basımı Anayurt Oteli; 1981 tarihli çocuk kitabı Ekmek Elden Süt Memeden ve ölümünden sonra 1992’de bir araya getirilen öyküleri... 
1989’da kaybettik Atılgan’ı; üzerine çalıştığı Canistan’ı tamamlayamadan. Daha sonra onu da kitaplaşmış hâliyle okuduk fakat Yusuf Atılgan gibi dev bir isim söz konusu olunca onun kaleminden çıkmış daha fazla “şey” okumak istiyor gözler. Belki de bu kadar az eser yayımladığı için Yusuf Atılgan’ı bugün böyle anıyoruz; gerçek anlamda her şeyiyle istediği çıtaya ulaşana kadar yazdıklarını yayımlamadığı için. Bilinemez... Ama meraklı bir okur olarak “benim yazarım” diyebileceğiniz bir yazar varsa ortada, bu türden istekleri duymak çok da yersiz gelmiyor. Çünkü o meraklı okurlar, “yazarlarının” kaleminden çıkmış her kelimede göz hakları olduğunu savunur.
Haksızlar mıdır, cevap sizin...
 
NİYE DÖNÜP GELDİN BURALARA?

Üretkenlik netameli bir konu çünkü ardından “nitelik-nicelik” tartışmasını da beraberinde getiriyor. Bu mesele ise bir çıkmaz sokak. Selim İleri, Enis Batur gibi edebiyatımızın ustaları üretkenlikleriyle göz kamaştırıyor, evet ama onlara “usta” denmesinin nedeni sadece üretkenlikleri değil elbette; nitelik olarak çıtayı çıkardıkları yerde de çok az kalem gezinebiliyor. Hâl böyleyken üretkenlikle her zaman yan yana yürümeyen nitelik sorunumuz olmalı; salt üretkenlik değil. Yusuf Atılgan’ın bu noktadaki yeri ise “yazmaktansa -daha çok- okumayı tercih eden” bir yazar olarak daha farklı. Yazdıklarına karşı acımasızlığının yanı sıra kurduğu küçük dünyasında “kendince” bir edebiyat üretimi onunkisi. Yaşamı da buna paralel ilerliyor zaten.

1944’te mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden sonra Akşehir Maltepe Askerî Lisesi’nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yapıp babasının ölümüyle, 1946’da, Manisa’nın Hacıharmanlı Köyü’ne yerleşerek çiftçilik yapmaya başlıyor. 1970’lerin sonuna doğru İstanbul’a dönüyor ancak ki bu da, bugün Türkçe edebiyatın modern klasikleri arasında andığımız iki romanının; Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nin temellerinin, dahası yazılış sürecinin büyük bir bölümünün bu köyde atıldığını gösterir. Aylak Adam ise tamamıyla bu köy yaşayışının ortamında doğmuş, modern bir şehirlinin dertlerini anlatan roman olarak edebiyat tarihimizdeki yerini alır.
Yusuf Atılgan’ın kitaplarına girmemiş yazı, şiir, söyleşi ve çevirilerinin yer aldığı yeni yayımlanan Siz Rahat Yaşayasınız Diye’den küçük bir alıntı:

“Babamın ölümünden sonra köye dönüp çiftçiliğe başladığım yıl bir akşam Osman’ın kahvesinde bir köşede Kocagöbeğin İbrahim’le oturmuş konuşuyorduk. O gene bir ayağını altına almış, cigarasına kahvesini katık ediyordu.

- Yahu sağdıç, sen bunca yıl okullarda okuduktan sonra niye dönüp geldin buralara? Çiftçiliğin güçlüğü, üzgüntüsü bir yana, bir de ekşi ekşi burnunun direğini sızlatacak beygir pisliğinin kokusu; içini karartacak...”

28 Ocak 1980’de Milliyet Çocuk’ta yayımlanan ‘Arılar’ başlıklı bu kısa hikâye Yusuf Atılgan’ın ve çevresinin meseleye bakışı hakkında fazlasıyla nüve verir aslında bize. Atılgan için durum babasının ölümünden sonra köyüne dönüp çiftçiliğe başlaması ve bu nispeten sakin hayatın önemli bir bölümünü çoğunlukla okumaya, tarlalarına ve yazmaya ayırmasından ibarettir. Çevresi için ise durum; okumuş yazmış bir adamın “koskoca” şehir hayatından geçip köye dönmesi ve “ekşi ekşi burnunun direğini sızlatacak beygir pisliğinin kokusu” içinde yaşamaya devam etmeye karar vermesidir.
 
BİR EDEBİYAT ARKEOLOJİSİ

Atılgan’ın bu minvaldeki kararları da bir anlamda “saklı” yaşamaya çalışan yazarın, yazdıklarına karşı bir heyecan uyanmasının nedenleri arasında yer alır. Bu “saklı” tutumunu aynı şekilde yazdıkları için de sergiler Atılgan. Yazarın, “Eşek Sırtındaki Saksağan” adlı bir roman yazdığı, sonra da o metni yok ettiği biliniyordu. Yusuf Atılgan’a Armağan isimli kitapta yakın arkadaşı İhsan Bayram’ın şöyle bir notu var konuya dair: “O aralar bir köy romanı, Eşek Sırtındaki Saksağan’ı yazıyordu. (...) Roman daktiloya çekilmeye kalmıştı. Daha önceden sözleştiğimiz gün köye gittiğimde ne yazık ki sayanın yanındaki ocakta duran külleri gösterip: ‘İşte Eşek Sırtındaki Saksağan,’ dedi.”

William Faulkner’in, Döşeğimde Ölürken isimli kitabına benzettiği için romanın tamamını henüz daktiloya geçirtmeden yakmış.

Karşımızda yazınsal anlamda böylesine titiz bir kalem olunca hâliyle tüm yazdıklarına, yayımlattıklarına farklı bir gözle ve değerle bakılıyor. Siz Rahat Yaşayasınız Diye’nin sayfaları arasında dolaşırken de bu duygu tüm kitabı kaplıyor. Kitap, “Eşek Sırtındaki Saksağan”ın yazarın sandığında bulunan giriş bölümüyle birlikte elyazılarından derlenen notlarını, şiirlerini, dergilerde kalmış kısa öykülerini ve yaptığı çevirilerden örnekleri içeriyor. Bununla birlikte, Murat Belge’nin “Eşek Sırtındaki Saksağan” üzerine yazdığı ve romanın giriş bölümünden, ardına doğru alabileceği yolu çizen ve bu ilk sayfaların değerlendirmelerini barındıran kapsamlı yazısını da içeriyor.

Siz Rahat Yaşayasınız Diye, bu yönüyle edebî bir mirasın bugüne taşınması anlamına geliyor ki bu türden kitapların değeri günden güne daha iyi anlaşılıyor. Hem yazarın kaleminden çıkmış her kelimenin peşindeki okurlara hem de yazar hakkında araştırma yapmak isteyenlere kaynaklık ettiği kadar, bir edebiyat arkeolojisinin nasıl yapılması gerektiğine dair nitelikli bir örnek meydana getiriyor.
 
KAYNAK : CUMHURİYET : Siz Rahat Yaşayasınız Diye / Yusuf Atılgan / Can Yayınları / 256 s.