<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Yazi-Yorum Nokta Net &#187; KAPTAN</title>
	<atom:link href="http://www.yazi-yorum.net/author/kaptan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yazi-yorum.net</link>
	<description>Kültür Teşhiri, Kavram Vitrini</description>
	<pubDate>Sun, 30 Nov 2008 23:23:23 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Acılara Rağmen Aşktan Vazgeçmeyiz. Çünkü!</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/11/08/acilara-ragmen-asktan-vazgecmeyiz-cunku/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/11/08/acilara-ragmen-asktan-vazgecmeyiz-cunku/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 11:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[aşk acısı]]></category>

		<category><![CDATA[çiçek]]></category>

		<category><![CDATA[his]]></category>

		<category><![CDATA[mutlu]]></category>

		<category><![CDATA[şefkat]]></category>

		<category><![CDATA[sevda]]></category>

		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=519</guid>
		<description><![CDATA[
Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img154.imageshack.us/img154/9413/bleeding20heart5dx.jpg" alt="ACI ve aşk" width="355" height="213" /></p>
<p style="12pt;">Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıyacak sonunda canın. Senin de…</p>
<p style="12pt;">Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak isteyeceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.<a id="more-519"></a></p>
<p style="12pt;">Ama her şeye rağmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak&#8230; O denilince akan sular durur. Oradaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuştuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Şunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan bir yerlerinde. Sizi sarıp sarmalar şefkatlice, yumuşacık aşk denen o hoş şey. Mutlu olursunuz.</p>
<p style="12pt;">Gözlerinizden duygu akar… Kulaklarınız aşk nameleri arar sürekli. Her saniye hücreleriniz yenileniyormuş gibi hissedersiniz. Çiçekler de bundan nasibini alır tabii. İşte aşk bu ve bizim anlatamayacağımız ve farkına varamayacağımız hislerle doludur. Ha sürekli yediğiniz ve annenizin şikâyetçi olduğu tırnaklar da tarih olmuştur.</p>
<p style="12pt;">Çünkü aşk insanoğlunun sahip olduğu en güzel armağandır. Her insan aşkla birlikte kendini dünyanın en şeker insanı hisseder.</p>
<p style="12pt;">Bu yüzden tüm acılara, çıkmazlara, dolambaçlara rağmen hala o en eski masalı özlemle anıyor ve yaşamaya can atıyoruz…</p>
<p class="MsoNormal"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/11/08/acilara-ragmen-asktan-vazgecmeyiz-cunku/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yarın çok geç</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/10/14/yarin-cok-gec/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/10/14/yarin-cok-gec/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2008 19:33:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[baykuş]]></category>

		<category><![CDATA[kabus]]></category>

		<category><![CDATA[mezuniyet]]></category>

		<category><![CDATA[proje]]></category>

		<category><![CDATA[yarın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=433</guid>
		<description><![CDATA[Bazen susuyoruz, seviyoruz delicesine, ama susuyoruz. Yarın diyoruz, yarın söyleyeceğim ve devam ediyoruz delicesine sevmelerimize.
Güneş batıyor, herkes kendi köşesine çekiliyor. Düşünmeye başlıyoruz; düşünüyoruz, düşünüyoruz, düşünüyoruz.
Meslek diyoruz, kariyer diyoruz, sabah kalktığımızda yine her şeyden önce onu düşünmeye başlıyoruz. Ve biz yine şu zavallı kelimeyi tekrarlayıp duruyoruz; YARIN, YARIN, YARIN...
Üç günlük ömrümüzü dün-bugün-yarın olarak değil de yarın-yarın-yarın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen susuyoruz, seviyoruz delicesine, ama susuyoruz. Yarın diyoruz, yarın söyleyeceğim ve devam ediyoruz delicesine sevmelerimize.</p>
<p style="12pt;">Güneş batıyor, herkes kendi köşesine çekiliyor. Düşünmeye başlıyoruz; düşünüyoruz, düşünüyoruz, düşünüyoruz.</p>
<p style="12pt;">Meslek diyoruz, kariyer diyoruz, sabah kalktığımızda yine her şeyden önce onu düşünmeye başlıyoruz. Ve biz yine şu zavallı kelimeyi tekrarlayıp duruyoruz; YARIN, YARIN, YARIN&#8230;</p>
<p style="12pt;">Üç günlük ömrümüzü dün-bugün-yarın olarak değil de yarın-yarın-yarın olarak üçlüyor, ikilemler arasında geçen vaktin farkına varamıyoruz.<a id="more-433"></a></p>
<p style="12pt;">O yarınlar, aylar oluyor, o yarınlar yıllar oluyor. Kimimiz yeni sevdalarla, kimimiz asla larla yola devam ediyoruz. Gün geliyor o yarınları dün olmuş bir şekilde diploma diye elimize alıyoruz. Bir mezuniyet töreninde belki herkesten habersiz havada çarpışıyor keplerimiz, oysa yarınlarda kavuşacaktı ellerimiz&#8230;</p>
<p style="12pt;">Sonrası kâbus&#8230;</p>
<p style="12pt;">İş arıyoruz deli gibi, aş arıyoruz. Vakit gece yarısına gelince yine düşünmeye başlıyoruz. Bir tarafta onun resimleri, bir tarafta diploma. Yarın sözcüğüne lanet etmeye başlıyoruz. Belki bir iş buluyoruz, aş buluyoruz ama hala aşk arıyoruz.</p>
<p style="12pt;">Yüksek lisanslara devam ediyoruz, kariyer peşinde sürükleniyoruz. Projeler hazırlıyoruz, iş adamlarına akıl veriyoruz. Ama hep nerdeydi benim aklım diyoruz!</p>
<p style="12pt;">Aslında çoğumuz o kaçırmadan izlediğimiz dizilerdeki karakterleri oynuyoruz. Deniz oluyoruz, Aliye diyoruz. Bir İstanbul Masalı&#8217;nın Rize versiyonunu çeviriyoruz farkına bile varamıyoruz.</p>
<p style="12pt;">Yarın yapışıyor artık yakamıza, alışkanlığımız oluyor, felaketimiz oluyor soranlara da &#8220;Dünden iyi, yarından kötüyüm.&#8221; demeye başlıyoruz.</p>
<p style="12pt;">Peki, neden söyleyemiyoruz?</p>
<p style="12pt;">Bazen altı sıfır atılan o kâğıt parçası bağlıyor dilimizi, yaşam standartlarının farklılığı susmamızı istiyor kimi zaman, bazen de uyuşmaz kafalar diyoruz denemekten korkuyoruz. Tanışmıyoruz, tanımıyoruz ama gece gündüz düşünüyoruz. Aşkın eşitlik aramadığını, aksine yaratacağını kabullenemiyoruz.</p>
<p style="12pt;">Söyleyenler bazen mutluluğu buluyor, susanlar yarın konuşacağım diyor, bazen ayrılıklar oluyor yeni sevdalara yelken açıyoruz. Ama mutlaka bir yerlerde susup kalıyoruz.</p>
<p style="12pt;">Susmayınca da başımıza gelenler ders oluyor, gözlerimizin içine ışıl ışıl gülümseyen gözleri karşımıza alıp konuşunca aslında arkadaş olduğumuzu ve hep öyle kalmamız gerektiğini duyuyoruz, şaşırıyoruz. Seveni sevemiyor, sevdiğimize de hazin bir ah çekiyoruz.</p>
<p>Kimimiz aşka soğuyor üç dört günlük intiharlara dalıyor sevmeden, değer vermeden düşünmeden, kimimiz mutluğu buluyoruz fakülte kafelerinde düğün gününü hesaplıyoruz, kimimizde hala oturmuş baykuş gibi düşünüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/10/14/yarin-cok-gec/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Gün Benim Doğum Günüm</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/10/07/bu-gun-benim-dogum-gunum/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/10/07/bu-gun-benim-dogum-gunum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 00:23:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ateş böcekleri]]></category>

		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>

		<category><![CDATA[yıldız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=400</guid>
		<description><![CDATA[ Geceyi ve özgürlüğü içine sindirmiş, çimlerin üzerine uzanmış, bir yıldızın iki kavak arasından kaymasını izliyorum bu gece. Her kayan yıldız bir senemi götürüyorsa ömrümden, seyretmeye değer çimlerin üstünde, ateş böceklerinin içinde. 
 Bugün benim doğum günüm. Bir başka şarkı mırıldanmak istiyorum ama ürkütmekten korkuyorum yanan  yüreğimi,  kaybetmekten korkuyorum gecen senelerimi. Kaybetmeyi bilmeyi kayan yıldızlarım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="black;"> Geceyi ve özgürlüğü içine sindirmiş, çimlerin üzerine uzanmış, bir yıldızın iki kavak arasından kaymasını izliyorum bu gece. Her kayan yıldız bir senemi götürüyorsa ömrümden, seyretmeye değer çimlerin üstünde, ateş böceklerinin içinde.</span><a id="more-400"></a><span style="black;"> </span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="black;"> Bugün benim doğum günüm. Bir başka şarkı mırıldanmak istiyorum ama ürkütmekten korkuyorum yanan  yüreğimi,  kaybetmekten korkuyorum gecen senelerimi. Kaybetmeyi bilmeyi kayan yıldızlarım dahi öğretemedi. Her gün çalamaz ya kapımı hayal kırıklıkları. Çalsalarda diyemem ki her gün girin içeri. Ama bugün benim doğum günüm, girin hayal kırıklıklarım ve sizde gelin korkularım bir mumda sizler için yakarım. Ya sırlarım, sınırlarım. <span> </span>18 in de üfledim değil mi sizi? Mutluluklarım, umutlarım, savaşlarım, kiminiz bir mumdunuz pastamda kiminiz kayan yıldız başımda. Peki ya yaşıma, yaşlarıma, çağlara sığdıramadıklarım, adını koyamadıklarım, adını koymaktan utandıklarım, hepsi ve dahi kıskançlıklarım daha neyi beklersiniz ki? Aklıma gelen bütün duygularım, 15 im ile 50 m arasına sıkıştırdıklarım, hoş geldiniz! Buyurun bu geceyi beraber kutlayalım. Önsözü olmamış hayatımı kitap arkasından öğrenmeden, hemen,  öyle ki günlük yazmayı bilmeyen ben, yıllarımı yazmışım bilmeden&#8230;</span></p>
<p>Bugün benim doğum günüm. Bir  başka şarkı mırıldanmak istiyorum. İçimde 15 inde bir gencin kıpırdanışları, içinde 50 sinde bir çocuğun haykırışları. Öyle bir dil ki kullandıkları zamanlar arası. Öyle bir mesafe ki ölüm ile yaşam arası ve kapatılmalı.  Bir başka şarkı, bir başka anı, bir başka acı, yaşamalı ve yaşanmalı&#8230;</p>
<p class="MsoNormal"><span style="black;"> Bugün benim doğum günüm&#8230; Nice yıllar dilemek için çok erken biliyorum, malum bu şarkıyı nice yıllarıma söylemiyor muyum? Yinede dudağımdaki  ıslık meltem havasında, sevdiğim şehirlerden kalma; ateş böceklerim kamp ateşinin etrafında oynamakta. zaman, zaman zaman durmakta çoğu zaman akmakta ve bugün benim doğum günüm bütün takvimlerin inadına NİCE YILLARA&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="black;">06.10.2008</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/10/07/bu-gun-benim-dogum-gunum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DOSTLUK / 2</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/09/20/dostluk-2/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/09/20/dostluk-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2008 00:28:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[güven]]></category>

		<category><![CDATA[insan oğlu]]></category>

		<category><![CDATA[terazi]]></category>

		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=357</guid>
		<description><![CDATA[     Arkadaşlık nedir arkadaşım? Dostluk nedir? kesin aklınızdan şu geçiyordur " ya ulan adamın anlattığı şeye bak hiçmi işi gücü yok bu herifin.."
     Bunları önemsemiyoruz ama aramızda kaç tane gerçek dost var acaba? Kime sorsak sapına kadar en iyi arkadaş ama yağmur olsa damlamazlar insana (genel olarak konuşuyorum, tabiî ki iyi dostlarımız / arkadaşlarımız var).
     [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;"><span style="Verdana;">     Arkadaşlık nedir arkadaşım? Dostluk nedir? kesin aklınızdan şu geçiyordur &#8221; ya ulan adamın anlattığı şeye bak hiçmi işi gücü yok bu herifin..&#8221;<br />
     Bunları önemsemiyoruz ama aramızda kaç tane gerçek dost var acaba? Kime sorsak sapına kadar en iyi arkadaş ama yağmur olsa damlamazlar insana (genel olarak konuşuyorum, tabiî ki iyi dostlarımız / arkadaşlarımız var).<br />
     Öncelikle şunu söylemeliyim biz insanoğlu bu konularda çok farklı kişiliklerde oluyoruz, ama bu konu bence buluşmamız gereken bir ortak nokta.<a id="more-357"></a><br />
     Arkadaşlık nedir arkadaşım? Dostluk nedir? Senin için bunların cevabı nedir acaba? Arkadaşlık bir eğlenceden ibaretmi? Hani &#8220;bir yere eğlenmeye giderken yanımda götürebileceğim üstü başı düzgün bir eleman olsun yeter,&#8221; mi, yoksa &#8220;iyi günlerde varsında kötü günlerde yanımda olmayan adama dostum demem ben&#8221; diyemi düşünüyorsunuz? Peki, kötü günler nedir o zaman? İllaki bir hastalık veya bir para sıkıntısına düştüğümüz bir durummu? Hasta olduğunuzda size ziyarete gelen kişimidir dost? Ya da paraya çok sıkıştığınızda cebindekilerin hepsini çıkarıp verenmidir? Bana sorarsanız bunların hiçbiri ne dostluğumu kazanabilir nede arkadaşlığımı. Hastayken ziyaret etmek veya parayla pulla olacak şeylerse bunlar, inanıyorum ki çoğumuz mükemmel dostluklar kurabilirdik.<br />
     Bana göre dost, kendinden taviz verebilendir. Bir &#8220;başkası&#8221; değildir, dost dediğimiz insan. Bir çıkar gözetmemek, yanlış bir hareketini gördüğünde bir çırpıda silememektir. Hepimizin illaki birkaç dostum dediği insan vardır, ama kendimize bir soralım; Sen dostun için hiç kendinden taviz verdiğin oldumu, ya da hiç alttan aldığın? Onu kaybetmemek uğruna bir şeyler yaptın mı, ya da yanlışını gördüğünde ona doğrusunu anlatmayı denediğin oldumu? Yoksa &#8220;amaan şimdi durup dururken aram bozulur&#8221; diye umursamayıp yanlışlarına göz mü yumdun? Yoksa gün geldi de ondan bıkmaya mı başladın? Hani olur ya yeni biriyle tanışırsın artık o eski dost müsfettesine gerek yoktur, çünkü bunun için daha iyi bir aday vardır ve o kişi artık eskisine mecbur olmadığını fark ettirir sana. Benim anladığım dostluk ilişkisi ise özetle şu olmalı. Bir sorunum olduğunda yanımda olacak, ben çok üzülürsem oturup benimle üzülecek, çok mutlu olursam benimle beraber sevinecek. Her şeyin karşılıklı olduğu, terazinin tam dengede durduğu bir ilişki.</span></p>
<p>     Ona tamamen içten ve samimi olmalıyız. Aramızdaki &#8220;güven&#8221; duygusu, lafını bile etmeyeceğimiz kadar kuvvetli ve sadık olmalı. Ne kadar uzak kalsak ta bu bizim dostluğumuza hançer vurmamalı, tam tersine birbirimize söyleyecek anlatacak daha çok şeyimiz olduğu için bu bize mutluluk vermeli. Dost dediğim kişi öyle biri olmalı ki, sanki ne söylesem karşımdaki kabul edecekmiş, ya da ne söylesem kabul etmeyecek ama tartışıp doğruyu bulabileceğim, her yerde birbirimizin eksiklerini giderecek, birbirimizi tamamlayacağımız biri.<br />
     Biz insanoğlu maalesef çok nankör varlıklarız, ama inanıyorum ki bu söylediklerime içinizdeki herkes hak vermiştir. Çünkü bunlar sanki hepimizin bilip te söylemeye cesaret edemediği, ya da söylemek isteyip de toparlayamadığı, duygularımıza sözcü olan kelimeler. (ya da benim duygularıma) Belki ben bu dostluk kavramlarımda dost diyebileceğim insandan çok şey istiyorum yada bekliyorum. Olabilir. Eğer yanlışsam bunu düzeltmesi gerekende sizlersiniz sevgili dostlarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/09/20/dostluk-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dostluk</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/09/18/dostluk/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/09/18/dostluk/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2008 21:59:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>

		<category><![CDATA[gece]]></category>

		<category><![CDATA[güven]]></category>

		<category><![CDATA[hüzün]]></category>

		<category><![CDATA[kara bulutlar]]></category>

		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[
 
     Aklınıza geldiğinde heyecanlandığınız, görmediğinizde özlediğiniz, hatırasıyla dahi kederlerinizi unuttuğunuz, kendisinden bahsederken yüzünüzü tebessümün çevrelediği ve gönlünüzün huzurla dolduğu birileri var mı hayatınızda?

     Yoksa kendinize bir bakın, başkalarının hayatında ne kadar yer ettiğinizi, sizi hatırlayanlarda ne denli bir duygu bıraktığınızı, sevginin müspet veya menfi etkileşimini, gönül kazanma becerinizi, ''kalp kırmanın kabeyi yıkmakla'' eşdeğer tutup tutmadığınız, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="center;"><img class="  aligncenter" src="http://img502.imageshack.us/img502/5541/dostluktz7.jpg" alt="Dostluk" width="464" height="241" /></p>
<p style="12pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;"><span style="Verdana;">     Aklınıza geldiğinde heyecanlandığınız, görmediğinizde özlediğiniz, hatırasıyla dahi kederlerinizi unuttuğunuz, kendisinden bahsederken yüzünüzü tebessümün çevrelediği ve gönlünüzün huzurla dolduğu birileri var mı hayatınızda?</span></p>
<p>     Yoksa kendinize bir bakın, başkalarının hayatında ne kadar yer ettiğinizi, sizi hatırlayanlarda ne denli bir duygu bıraktığınızı, sevginin müspet veya menfi etkileşimini, gönül kazanma becerinizi, &#8221;kalp kırmanın kabeyi yıkmakla&#8221; eşdeğer tutup tutmadığınız, yüreğinizde kötülüğe dair bir şeylerin var olup olmadığını kontrol edin! &#8221;Hayat insana her zaman gülmüyor&#8221;.<a id="more-347"></a></p>
<p>     Bazen kara bulutlar dolaşır üzerimizde, umutların bittiğini sandığımız anlarda anlamsız karamsarlıklar kaplar yüreğinizi, neden olduğunu bilmezsiniz, ya da nedeni aşikârdır. Belli veya belirsiz bir sebebi vardır hüznünüzün, ama etkisi aynıdır somurtmaya başlarsınız. Hiçbir şey açmaz sizi, çareler üretmeye koyulursunuz, &#8221; Sinemaya mı gitmeli, ya da sahilde mi dolaşmalı, yok yok akşama fasıllı bir yemek yemeliyim, aa tek başıma da olmaz ki der içinizdeki aradığınız duygu! Tiyatroya mı gitsem acaba; yok, olmuyor, yalnız çekilmiyor hiçbir şey, ama canım kimseyle de konuşmak istemiyor&#8221;. Bu tarz monologlardan sonra ne yapsanız kabullendiremezsiniz kendinize. Sonra kararsız kalırsınız tek başınıza. Aniden, sevinçle bezenmiş bir heyecan kaplar yüreğinizi &#8216;o&#8217;nu hatırlamışsınızdır çünkü &#8216;onu&#8217; arasam, ya çok iyi olur, muhakkak gelir diyerek heyecanınızı mutluluk belirtileriyle dışa yansıtırsınız, &#8216;o&#8217; kederinizi dinleyen, hüznünüze ortak olan, gülümsemesiyle sizi mutlu eden, sadece var olduğun için olsa dahi şükredersiniz, iyiki var allahım diye dualar edersiniz. Gecenin bir vaktinde de olsa çekinmeden arayabildiğiniz nadidelerinizdendir çünkü.</p>
<p>     Çevrenizde böyleleri varsa kendinizi şanslı hissetmelisiniz ve ayrıcalıklı. Dostluklar, arkadaşlıklar ve bütün iyi ilişkiler önemlidir bu yüzden. Kolayca elde edilebilecek kazanımlar değildir. İşte bu yüzden çok kıymetlidirler. Değerleri iyi bilinmeli kaybedilmemeli, yoksa bile sahip olmak için çaba sarf edilmeli.</p>
<p>     Düşünsenize! Güzelliklerin bittiği bir zamanda, size yakın olan, yüreğinizin bir yanını verdiğiniz ismini söylerken bile mutluluğunuzu gülümsemenizi saklayamadığınız ve hatırladığınızda onunla yaşadığınız anları hayal ettiğiniz, dürüst ve samimi olduğu için hatıralarıyla düşündüğünüz, yokluğunda, varlığınızı anlamsız saydığınız biri gelir aklınıza. Hadi canım sende! Artık kimseye güvenilmez bu zamanda boşa söylenmemiştir. Çünkü bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır vefakâr dostların sayısı. Vefa artık bir semt adı dediklerinde, göğsünüzü kabartarak atılsanız ve varlığından onur duyduğunuz gönüldeşinizin, dostunuzun olduğunu söyleseniz, hatta sayesinde onun gibi temiz yürekli insanlarla tanıştığınızı ve gönül insanlarının hiç bitmeyeceğinden emin olduğunuzu bütün coşkunuzla söyleseniz hoş olmaz mı sizce.</p>
<p>     Hadi şimdi bir düşünün, etrafınıza bakın sahi çevrenizde bir elin parmaklarını geçecek kadar dostunuz yok mu? Vardır! Artık size düşen kıymet bilmektir, değer vermektir, onu veya onları kaybetmemek için elinizden geleni yapmaktır. Yoksa bile en kısa zamanda edinin. Gülüşünüzü ve gözyaşlarınızı paylaştığınız biri ya da birileri olsun etrafınızda. Hayat &#8221;paylaşmakla&#8221; güzeldir. &#8221;paylaşıldıkça artan tek şey sevgidir&#8221;</p>
<p>     Ne dersiniz. </p>
<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;"><span style="Verdana;"><br />
     Dostunuz ya da dostlarınız olsa, sevseniz onları, yalnız kalmasanız hiç. Sevginiz artsa hep, sonra sevgi yine sevgi yine sevgi olsa. Daha ne olsun, paylaşmaya değmez mi?</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/09/18/dostluk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat Süreci</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/08/23/hayat-sureci/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/08/23/hayat-sureci/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 22:48:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ata]]></category>

		<category><![CDATA[davranış bilimciler]]></category>

		<category><![CDATA[eğitim bilimcileri]]></category>

		<category><![CDATA[hayat nedir]]></category>

		<category><![CDATA[hayat süreci]]></category>

		<category><![CDATA[jokey]]></category>

		<category><![CDATA[ödev]]></category>

		<category><![CDATA[pedagoglar]]></category>

		<category><![CDATA[Psikiyatrisiler]]></category>

		<category><![CDATA[psikologlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[

 


     Bu belki de üzerine en çok yazılan, felsefecilerin üzerine en fazla kafa yordukları soruların başında gelen bir soru. Mutlaka sizlerde bu sorunun çeşitli cevaplarına sahipsinizdir. Ben çeşitli yerlerden okuduğum çok hoşuma gidenleri yazmaya başlarsam uzun sayfalar alır. Bunun yerine içimden geldiğince doğrulatmaya ihtiyaç duymadan yazayım diye düşündüm.
En temel olarak biz bu hayata gelmeye veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: center"><strong><img class="aligncenter" src="http://img237.imageshack.us/img237/2414/gggwh3.jpg" border="0" alt="Hayat Sureci" width="442" height="179" /><br />
</strong>
</p>
<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;">
<div class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;"><span style="Helvetica;"><span style="small;">     Bu belki de üzerine en çok yazılan, felsefecilerin üzerine en fazla kafa yordukları soruların başında gelen bir soru. Mutlaka sizlerde bu sorunun çeşitli cevaplarına sahipsinizdir. Ben çeşitli yerlerden okuduğum çok hoşuma gidenleri yazmaya başlarsam uzun sayfalar alır. Bunun yerine içimden geldiğince doğrulatmaya ihtiyaç duymadan yazayım diye düşündüm.<br />
En temel olarak biz bu hayata gelmeye veya gelmemeye kendimiz karar vermedik. Gitmeye, bu hayatı terk etmeye de kendimiz karar veremeyeceğiz(istisnalar hariç).</span></span></div>
<p> </p>
<p> <span style="Helvetica;"><span style="small;">     Hangi dili konuşacağımız, kimden doğacağımız, ya da bizi doğuran dahi bizi doğuracağına iradesini koyamadı. Büyümeye başladık, aklımız başımıza gelene kadar zaten algılamamız tam oturmamıştı. Okullara gönderildik. Daha beşli yaşlardaydık. Oyun oynamak içimizden gelen en doğal isteklerden biriydi. Ama biz okullardaydık. Kafamızı gömdük; bilinçli ellerin plan ve programlarının alınmasını bekledikleri sonuçların bir istatistikî değeri olma yolundaki çabalarımızın içine. Sevgiye açık yüreklerimiz daha doymadan sorumluluklarla yüklendik. Alınacak notlar, geçilecek sınıflar, başarılacak ödevler.<a id="more-224"></a></span></span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;">      Daha öncelerden atalarımız iyi birer jokey gibi yetişmiş, nasıl koşacağımızı, nasıl uyuyacağımızdan nasıl oynayacağımıza kadar her şeyi planlamışlardı. Alabildiğine mahmuzlandık daha iyi performans, daha büyük başarı daha güzel sonuç. Psikiyatrisiler, pedagoglar psikologlar, davranış bilimciler, eğitim bilimcilerin uygulayacakları projeleri, deneyecekleri araştırma sonuçları vardı ve uygulayacaklardı. Ne için? Daha başarı için. Ha gayret. Geçilecek o kadar kişi ve iş var ki.</p>
<p>     Çevreyi manzara resimleri olarak bilmeye başladık, ben hala da böyle zannederim. Bir güzelliğin karşısında kendimi alamam ve “- ne güzel manzara keşke fotoğrafını çeksem!” diye çabalarım. Doğal çevremizi bile o kadar doğadan uzaklaştırdık ki bize ait değilmiş gibi, doya doya yaşamak yerine fotoğraflarına bakar olduk. Bize ait kılmanın bir şekliydi çünkü fotoğrafını çekmek.<br />
Yakınlarda hayvanat bahçesi olup atalarının götürdükleri dışımızdakiler bir kedinin yumuşak tüylerini bile pamukla tarif ederler. Çizgi romanlarda, TV’lerde gördükleri hayat zannedip oralardan kedi, fare sevenlerimiz ilk tıslamalarıyla bir kedinin ne kadar paniklediklerini, ilk tırmıklanmayla nasıl doktor doktor dolaştıklarını bilmeyenimiz var mı? Çoğu hayvanları hayvanat bahçelerinden bile görmeyenimizin, onlardan çekinenlerimizin sayısını bilebilir misiniz ne kadar çoktur.</p>
<p>     Sonra en iyi en karlı meslek, en gözde iş için en iyi üniversiteye kapağı atma mücadelesi. Kurslar dersler çabalar; huzurlu bir uykuya muhtaç, rüyalarda bile problem çözmeler. Sınav stresleri, puan kâbusları. Falancının çocukları, filancının sonuçları, elenecek yüzdelik dilimler, girilecek ondalık dilimler. Geçilecek yüz binler hatta milyonlar…</p>
<p>     Hayat nedir? Tam burada bir kez daha yineleyelim sorumuzu. Hayat nedir?</p>
<p>     (Ah! Burada şimdi aklıma geldi. Yemek yiyen, ayaküstü bir şeyler atıştıran insanları seyrettiniz mi hiç? Ben kendi halime bile gülüyorum. Sanki peşimden kovalayan var. Bir şeyleri kaçırıyormuşum, ne kadar kısa zamanda yersem sanki o kadar huzurlu olacakmışım gibi. Bu arada yemeğin lezzeti ve estetiği güme gidiyor.)</p>
<p>     Kazandık! Ha gayret bitirelim şu işi. İyi bir derece alalım, burslu olalım, okulda kalalım, hocanın gözüne girelim. Haftalık sınavlar, aylık sınavlar, yılsonu sınavları, finaller ve yıllar ve yıllar. Mezuniyet geldi. Aldık diplomayı. Yüreğimiz bayram yeri gibi cıvıl cıvıl, atalarımızın da öyle. Bir coşku seli okulun bahçesi. Aileler ve çocukları başarmanın sevinci, gururu, onuru. Eve gelene kadar her şey güzel şiir gibi.</p>
<p>     Evdeyiz ve saatler geçmiş, yatmaya yakındır. İçinde ufaktan bir sızı. Sanki bir boşluk, sanki bir şeyler eksik gibi. Atada da bir sıkıntıdır başlamıştır ufaktan. Bir paniktir belirir. Ya iş; ya iş nerde? Bunca emek, çaba, mücadele, yarış ve alınan diploma boşa mı? Uykuları kaçırmaya yeterlidir bunları düşünmek. Saatler boyu yatakta dönmeler, bunalımlı dolaşmalar ortalıkta. Senin bir sıkıntın var diyenlere “hayır” demeler. İlk sabahtır herkesin yüreğinde ağır bir yük vardır. Ama mutluymuş rolü yapılır karşılıklı. Sevinçliymiş gibi sırıtılır, herkes fark eder yapmacıklığı ama söylemez Söyleyemez.</p>
<p>     Daha da ağırlaşmıştır (ben babamın kamburunun burada başladığını sanıyorum). Yakınlar aranır paylaşmak için mutluluğu, diplomayı ama birazda tanıdık bildik birileri var mıdır ki diye. İşe sokmak lazımdır çocuğu. Yoksa diploma kursağında bırakır adamın mutluluğunu. Yutamazsın yutturamazsın. Ha gayret bakalım tanıdıklar, yetkililer, etkililer, siyasiler, iş çevreleri, dergâhlar, falanlar filanlar. Artık kuyruğu dik tutamazsın. Eğilecek büküleceksin, iş aramalar uzadıkça içindeki panikte artar.</p>
<p>     Razı olmalar başlamıştır artık. Orman eğitimi gördüm ama bir büro işi de olsun demeye başlarsın. Günler uzadıkça kabullerde artar. İş olsunda ne olursa olsuna kadar gelirsin. Zaman zaman üniversite kantininde dünyayı kurtarma projelerin aklına gelince ağlamaklı olursun, boğazında düğümlenir gözyaşların. Arkadaşlarını aramaya çekinirsin onların durumunun farklı olduğunu düşünürsün, kendini onlardan geri aşağılarda, aşağılanmış hissedersin. Göstermezsin, fark ettirmemeye çalışırsın içindeki fırtınayı, kaygıyı. Birkaç iş görüşmesine gidersin. Ne kadar büyür gözünde karşındaki adam. Küçülür küçülür, ufalırsın. İçinden bildiğin duaların hepsini okumuşsundur. Kaygı hat safhadadır. Bıraksalar ağlayarak yalvaracaksın. Ama olmaz ki. Adamın ta gözlerinin içine bakarsın. Ama ürkek ve çekingen. İşte o zaman küfürler gelir aklına savuramazsın.</p>
<p>     İşte en korktuğun soruyu soruyor. İçinde bir panik “iş tecrübeniz?” kelimeler boğazında düğümlenir. Sen bile ne dediğini bilemezsin, ama bir şeyler söylemişsindir. İkna ettin mi diye tekrar gözlerine bakmaya korkarsın. Kafan önüne eğilmeye burada başlayacaktır. İlk konuşma ondan gelene kadar söyleyecek bir şeyin yoktur. İşte zamanı fark ettiğin andır o an. Dakikalar çok uzun, saniyeler hatta saliselerin fazlasıyla farkına varırsın. Adam biraz mahcup suratla yüzüne bakarak “sekretere adınızı soyadınızı telefonunuzu bırakın biz sizi ararız” der. Artık bir kule daha devrilmiştir. Yüreğin bütün kırıkların şangırtısıyla irkilip durmaktadır.</p>
<p>     Gazete almalar başlar. İş ilanları için. Altına kırmızı çizgiler çektiğin bir sürü adreslerin vardır. Yavaş yavaş alışmışsındır artık. Eskisi gibi iz bırakmıyordur yüreğinde kırılmalar. İmtihanlara katılırsın. Zaman zaman işler bulursun. Tarihçisindir mesela otomobil satıcısı olursun. Ormancısındır ilaç pazarlamacısı olursun. Devlet imtihanlarına katılmışsındır. Öğretmenlik için. Öğretmen olursun. Öğretmenlik yapacaktım neden öğretmenlik okumadım dersin. Ama kurtulmuşsundur artık işsizlik yükünden. Diğer şeyler ayrıntıdır. Kendi kazandığınla hayatını idame ettireceksindir artık.</p>
<p>     Bir de askerlik derdini hallettin mi tamam dersin. Askerlik bu vatan borcu tabii yapmak lazım. Zaman zaman uzasa kısalsa da on sekiz aydır kafamızda yerleşen miktarı. Askerlik malum iş herkesin anlatacak bir şeyi vardır. Buda gelir buda geçer. Gerçekten geçer. Teskere gelir. Alır teskereyi gelirsin eve. Herkes mutludur sende mutlusundur. Bir görev bitirmenin, bir engeli aşmanın huzuru vardır içinde.</p>
<p>     Atalar mürüvvetini görsünlerdir artık. Okulu bitirdin askerliği de yaptın işinde var, mürüvvetini görelim der atan. Bizimde torunlarımızı sevme hakkımız var diye ekler. Eş aramalar başlar herkes seferber olmuştur. Yakın tanıdıklar uzak tanıdıklar herkes birilerini beğenmiş birileri soylu sopludur. Birileri işli güçlüdür. Hanım hanımcık beyefendidir. Önceden hazırlığı olanlar şanslıdır. Sonunda izdivaç edecek birileri bulunur. İstemeler, görüşmeler, gitmeler, gelmeler, sözler, nişanlar, düğün. Derken hazırlıklar, alış verişler, masraflar, borçlar.</p>
<p>     Bu hay huy içinde çocuk geliyordur. ATALAR TORUNLARA KAVUŞACAKTIR. Ve işte bir hayat daha başlayacaktır. Çember baştan dönmeye tekrar başlayacaktır.</p>
<p>     İnsanın bu döngüden bakınca içi kararır gibi oluyor değil mi? Öyleyse şöyle bir şey söylesem ukalalık yapmış olur muyum acaba? Hayatı yaşamaya değer kılanlara, ondaki estetiği, inceliği, güzelliği, zevki yakalayanlara ve de yakalamak çabasında olanlara, bu döngüye, estetik ve sanatsal boyutlar katarak genişletenlere minnettar olmamız lazım.</p>
<p>     Hayata çok güçsüz ve savunmasız, başkalarının yardımına muhtaç olarak gözlerimizi açıyoruz. Bu işleyişin başlayışı hakkında çeşitli fikirler, dini önermeler, teoriler var ama kesin olanı bunu bizim bilmediğimiz. Hayatımızı geçireceğimiz bu sosyal, ekonomik, biyolojik, fiziksel çevre de bizim tarafımızdan oluşturulmadı. En zengininden en fakirine en güçlüsünden en güçsüzüne herkes kendinden önce oluşturulan ve kendisinden öncekilerinde oluşturmadığı bir dünyaya gelir. Kendiside bu dünyada çok şeyleri değiştiremeden kendisinin var ettiklerini de bırakarak gider. Bu süreç önlenemez, durdurulamaz, hâkim olunamaz.</p>
<p>     Biz bu dünyaya geldiğimizde tüm bunları hazır olarak buluyoruz. Zaten bir bireyin tüm bunları tek ya da birçok kişilerle oluşturma şansı da yoktur. Hatta aynı anda dünyayı paylaşan bireylerin tümü bile bu zamana kadar var edilenleri oluşturma imkânına sahip değildir. Biz geldiğimizde sahip olanlar vardı, iktidarda olanlar vardı. Var edenler vardı. Belki biz geldiğimizde daha gelmeden sahip olanlardandık. Velhasıl bu konu da bizim irademiz dışı oluşmuştu. Tam zamanını bilmediğimiz bir zamanda ya da anda bunlar belirlendi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/08/23/hayat-sureci/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya Fani, Ölüm Gerçek</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/06/29/dunya-fani-olum-gercek/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/06/29/dunya-fani-olum-gercek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2008 13:31:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazi-Yorum Nokta Net]]></category>

		<category><![CDATA[dünya fani ölüm gerçek]]></category>

		<category><![CDATA[gitmek]]></category>

		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>

		<category><![CDATA[insan]]></category>

		<category><![CDATA[mezar]]></category>

		<category><![CDATA[nedir ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[rabbim]]></category>

		<category><![CDATA[tercih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=113</guid>
		<description><![CDATA[[MEDIA=31]
Ne kadar çok duymuşuzdur bu sözü, ne kadar ağlamışızdır gidenlerin ardından. Kaç kere dinlemişizdir ölümle biten kariyer hikâyelerini, evlilik hayallerini, son bulan genç hikâyeleri…
Ama hep başkalarının başına gelir. Bilsek de kendimize pek de yakıştıramayız ölümü. Ebediyete namzet ruha, lezzetlerin zevklerin bitmesinden korkan asi nefse önüne çıkan bir sondan daha azap verici ne olabilir? Zevkler kadar acıların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: "><img src="http://img371.imageshack.us/img371/2326/yaamilelmrt6.jpg" alt="dünya_fani_ölüm_gercek" align="left" /></span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Ne kadar çok duymuşuzdur bu sözü, ne kadar ağlamışızdır gidenlerin ardından. Kaç kere dinlemişizdir ölümle biten kariyer hikâyelerini, evlilik hayallerini, son bulan genç hikâyeleri…</span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Ama hep başkalarının başına gelir. Bilsek de kendimize pek de yakıştıramayız ölümü. Ebediyete namzet ruha, lezzetlerin zevklerin bitmesinden korkan asi nefse önüne çıkan bir sondan daha azap verici ne olabilir? Zevkler kadar acıların da sonsuz olduğunu sanan zavallı nefse, ölüm pek acı gelir.<a id="more-113"></a></span></p>
<p><span style="font-family: Trebuched MS;">Son mudur Ölüm? Sahi… Nedir Ölüm? Nedir ki Ölüm?</span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Yolu tek yönlü ve hiçbir zaman kalkış saati belli olmayacak bir yolculuk… Gerçeğin başladığı andır ölüm.</span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Rabbim iyi ki ne zaman olacağını bildirmemiş bize, yoksa yaşamak pek de kolay olmazdı bunca çaresizlikle. Unutmak dahi bir nimet ancak arada bir ölümle ayrılanlar bize “başkası yalan” diyorlar. </span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Mezar ziyaretleri insanın aklını başına getiriyor, şehrin bir yanında hiç bitmeyecekmişçesine devam eden bir film. Bir yanında ölüm var, ayrılık muhakkak, hesap günü pek çetin diyen taşlar.</span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Merak ediyorum bazen, çok mu acı duyuyor insan ölürken? Nasıl bir ölümü tercih ederdim bana bırakılsaydı diye düşünüyorum.<br />
Film biter, herkes ayağa kalkar, salonun kapısında gözleri ışıktan rahatsız olur, dışarıda devam eden hayatı görür ve kendine gelir. Bunun gibi bir şey olsa gerek. </span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Yok diyorum kendime sonra. Boşuna düşünüyorsun, yanlış noktaya odaklanıyorsun. Hz. Ömer’in sorgusunun dünya zamanıyla altı ay sürdüğünü öğrenince ölümden çok, sonrasından endişe etmelisin diyorum.</span></p>
<p><span style="font-family: Trebuched MS;">Tekrar düşünüyorum, nasıl bir ölüm olsa ki ve daha da önemlisi, nasıl bir yaşam olsa ki, hesap biraz hafiflese.</span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Ölüm hep var hayat içinde. Fark edilmiyor çoğu zaman. Her an ölen bir şeyler var, bedenimizde veya ruhumuzda… <br />
Katil olmak da ölüm gibi, bazen farkında olmuyoruz. Öldürüyoruz birilerini, yaşam sevinçlerini alıyoruz ellerinden, içlerine korkular hayal kırıklıkları salıyoruz…</span></p>
<p style="text-indent: 35.4pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Yoksa nedir ki ölüm? Çekip gitmek, ardında gözü yaşlılar bırakıp karışmak mıdır toprağa? Yoksa artık pişmanlıkların fayda vermediği geri dönülmez bir yol mudur ölüm? Yaşam mı daha önemlidir, ölüm mü? Hangisi daha acı vericidir?</span></p>
<p style="line-height: 15.6pt;"><span style="font-family: Trebuched MS;">Nedir ki ölüm, yaşamın zorluğu yanında? Ölüm Nedir ki?</span></p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/06/29/dunya-fani-olum-gercek/feed/</wfw:commentRss>
	<enclosure url="http://www.filefreak.com/pfiles/51024/serkanca/Gulay_Olum_Turkusu.mp3" length="1" type="audio/mpeg"/>
	</item>
		<item>
		<title>Arayış</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/06/08/arayis/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/06/08/arayis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jun 2008 12:54:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazi-Yorum Nokta Net]]></category>

		<category><![CDATA[arayış]]></category>

		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<category><![CDATA[kalp]]></category>

		<category><![CDATA[keşif]]></category>

		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>

		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<category><![CDATA[sevmek]]></category>

		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>

		<category><![CDATA[yürek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak.
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
gerçekleştirmeyi denemeli.
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını, zamanın bir    nehir,
kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="float: left;" src="http://img177.imageshack.us/img177/5914/67268058hq0.jpg" alt="Arayis" width="262" height="242" /></p>
<p>Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,<br />
yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,<br />
dağlara dönmeli yüzünü insan.<br />
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;<br />
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak.<br />
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,<br />
gerçekleştirmeyi denemeli.<br />
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını, zamanın bir    nehir,<br />
kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini<br />
anlamalı.<a id="more-89"></a><br />
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,<br />
her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,<br />
değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri.<br />
Küçük şeylerle başlamalı belki. Örneğin, bir kaç durak önce inip<br />
servisten, otobüsten, yürümeli eve kadar. Yüreğine takmalı güneş<br />
gözlüklerini.<br />
Gördüğünü hissedebilmeli.<br />
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,<br />
değerli olabilmeli hayat.<br />
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için.<br />
Başkasının yerine koyabilmeli kendini.<br />
Ağlayan birine &#8220;gül&#8221;, inleyen birine &#8220;sus&#8221; dememeli.<br />
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli.<br />
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı.<br />
Sevgisiz, soysuz kalarak</p>
<p>Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,<br />
derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine.<br />
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını.<br />
Karda, yağmurda sevincine, coşkusuna, fırtınada boranda<br />
öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın.<br />
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu, bir gencin düşlerinde geleceği,<br />
bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli.<br />
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu<br />
olmayı beklememeli.<br />
Ama küçük, ama büyük her hayal kırıklığı, her acı,<br />
bir fırsat yaşamdan, yeni bir şeyler öğrenebilmek için. Kaçırmamalı.<br />
Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için. Hiç<br />
çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin. Ağlamayı bilmiyorsan,<br />
neşesizdir kahkahaların.<br />
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların.<br />
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne, kendini düşünmekten herkesi<br />
unutmamalı.<br />
Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın, hep vermek ya da hep almak için.<br />
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,<br />
söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli.<br />
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere.<br />
Hafızası olmalı insanın, hiç değilse aynı hataları, aynı bahanelerle<br />
tekrarlamaması için.<br />
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak.<br />
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak.<br />
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi.<br />
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin<br />
sevdiklerinin.<br />
Zaman bulabilsin,<br />
Bir teşekkür, bir elveda için.<br />
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer,<br />
asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten.<br />
Ama, herkesi sevemeyeceğini de, her şeyi bilemeyeceğini de fark<br />
edebilmeli insan.<br />
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi,<br />
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı..!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/06/08/arayis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Farkına Varmalıyız</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/05/15/farkindalik/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/05/15/farkindalik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 May 2008 22:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazi-Yorum Nokta Net]]></category>

		<category><![CDATA[acı]]></category>

		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Hz.Âdem]]></category>

		<category><![CDATA[Hz.Havva]]></category>

		<category><![CDATA[ibadet]]></category>

		<category><![CDATA[makam]]></category>

		<category><![CDATA[mertebe]]></category>

		<category><![CDATA[namlu]]></category>

		<category><![CDATA[ömür]]></category>

		<category><![CDATA[para]]></category>

		<category><![CDATA[yaradan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[
Farkına varamayız bazen, aslında ne de kısıtlıdır zamanımız!
Şu kelimeleri okurken bile 3–5 saniyemizi yitiririz isteyerek veya istemeden.
Şimdi istemenizi temenni ederek, aslında farkında olduğumuz bir gerçekle karşılaştırmak istiyorum hepimizi.
     Biliyoruz ki hayat kısa ve ömür de uzun sayılmaz. Yaratan nerde nokta koymuşsa oradan öteye asla varmaz. Bundandır ki bazı olayları buna göre yönlendiririz. Yaşamak hepimizin bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img402.imageshack.us/img402/5199/78603433dz1.jpg" border="0" alt="dunyayi_koru" width="191" height="228" /></p>
<p>Farkına varamayız bazen, aslında ne de kısıtlıdır zamanımız!<br />
Şu kelimeleri okurken bile 3–5 saniyemizi yitiririz isteyerek veya istemeden.<br />
Şimdi istemenizi temenni ederek, aslında farkında olduğumuz bir gerçekle karşılaştırmak istiyorum hepimizi.<a id="more-70"></a></p>
<div class="MsoNormal"><span>     Biliyoruz ki hayat kısa ve ömür de uzun sayılmaz. Yaratan nerde nokta koymuşsa oradan öteye asla varmaz. Bundandır ki bazı olayları buna göre yönlendiririz. Yaşamak hepimizin bir gereğidir. Neden?</span></div>
<div class="MsoNormal"><span> </span></div>
<div id="extLink70">
<p> <span> </span><span>     Kimimize göre tatlıdır hayatta ki her şey, kimimize göre namlunun ucuna götürecek kadar acı.<br />
Savaşmak, direnmek gerek zorluklara. Aslında o kadar çok zorlukla karşı karşıyayız ki! Farkındamısınız?</span></p>
</div>
<p class="MsoNormal"> <span>     Hz. Âdem ve Hz. Havva dünyaya gönderildiğinde yaşamak için var olmuş ve ibadet için gönderilmişlerdi. Bizde yaşamak için varız. Belki sırf kendi çıkarlarımız için belki de sevilen veya cazip bir yönü oldugu için hayatın. Ama önemli ve büyük bir fark var aramızda.<br />
Onlar yaşayış tarzını ibadete ve doğa yasalarına göre belirlediler. Halbu ki başlangıcımız değil mi? Onlar.</span></p>
<div><span> </span><span> </span><span>     Her işin ve oluşun başlangıcı ile birlikte karmakarışık bir topluluğa dönüştü insanoğlu. Artık ne yaptığının ne için çalıştığının bile farkında değil. Para değil, makam-mertebe değil, peki ne?<br />
Her işindeki hırs ve haz a duyulan açlık. Sırf kendi mutluluğumuz için ne gibi sorunlara sebep oluyoruz hiç düşündük mü?</span></div>
<p class="MsoNormal"> <span>     En kısası ve açığı,<br />
     Hiç ama hiç umurumuzda olmayan bir kâğıt peçete bile içinde bulunduğumuz evrene zarar vermekte. Ey insanoğlu artık uyan. Çok değil bir 40 yıl sonra torunlarına değil, çocuklarına bırakacak bir dünya olmayacak.</span></p>
<div><span> </span><span>     Bize beş milyar yıl önce bırakılan bu emanete böyle mi sahip çıkıyoruz?<br />
SU YOKLUĞUNDAN SÖZ EDİYORUZ! SÖYLERMİSİNİZ HANGİMİZ MUSLUĞUMUZU DİKKATLİCE KULLANIYORUZ!</span></div>
<p class="MsoNormal"> <span>     İçinde bulunduğumuz tabiata öylesine zarar veriyoruz ki, artık ne dünya ne de evren yükümüzü kaldıramaz oldu.</span></p>
<div><span> </span><span>     Biliyoruz, farkındayız. Kimimiz patronundan, kimimiz okulundan, kimimiz durduk yerde gelen sorunlardan yakınıyoruz. Ama ne hakkımız var söylerimsiniz dünyaya bu eziyeti vermeye. Hele ki böyle muhteşem bir denge ile işleyen varlığa bir gezegene. DİKKATLİ OLALIM!</span></div>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/05/15/farkindalik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yazma Çoşkusu</title>
		<link>http://www.yazi-yorum.net/2008/05/06/yazma-coskusu/</link>
		<comments>http://www.yazi-yorum.net/2008/05/06/yazma-coskusu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 20:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>KAPTAN</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yazi-Yorum Nokta Net]]></category>

		<category><![CDATA[düşünme]]></category>

		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<category><![CDATA[insan]]></category>

		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<category><![CDATA[paylaşma]]></category>

		<category><![CDATA[resim]]></category>

		<category><![CDATA[tutku]]></category>

		<category><![CDATA[Yazma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yazi-yorum.net/index.php/yazma-coskusu/</guid>
		<description><![CDATA[
     
      Yazmak aslında nedir? İnsan meramını pek çok biçimde anlatıyor. Her şeyden önce konuşuyor. Resim yapıyor, fotoğraf çekiyor, heykel dikiyor, şarkı söylüyor, beste yapıyor. Bu pek çok ifade biçimi arasında yazı niçin var? Kelimelerden oluşan ve görüntüsü hiçbir estetiği ifade etmeyen yazıyı niçin seviyoruz? Bir resme baktığınızda kafanızda o resimle ilgili bir hoşlanma veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font face="Times New Roman"><img border="0" width="411" src="http://img84.imageshack.us/img84/8456/15221053go0.jpg" alt="ImageShack" height="274" />     </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font><font face="Times New Roman">     Yazmak aslında nedir? İnsan meramını pek çok biçimde anlatıyor. Her şeyden önce konuşuyor. Resim yapıyor, fotoğraf çekiyor, heykel dikiyor, şarkı söylüyor, beste yapıyor. Bu pek çok ifade biçimi arasında yazı niçin var? Kelimelerden oluşan ve görüntüsü hiçbir estetiği ifade etmeyen yazıyı niçin seviyoruz? Bir resme baktığınızda kafanızda o resimle ilgili bir hoşlanma veya hoşlanmama fikri oluşur. Bir müzik parçası dinlediğinizde aynı şeyleri söyleyebiliriz. Görsel ve işitsel nitelikli tüm insan zihninin ürünlerinde aynı durum vardır. <a id="more-63"></a></font></p>
<p><font face="Times New Roman">     Tüm bunlardan ve diğer her şeyden yazıyı ayıran temel şey bence yazının okunması gereğidir. Yazı okunmadan ve üzerinde düşünülmeden anlaşılamaz. O zaman yazmak ve yazılanı okumak düşüncenin ta kendisi olmaz mı?</font><font face="Times New Roman">     </font></p>
<p><font face="Times New Roman">     Bana sorarsanız yazan insan sistemli düşünme peşindeki kişi demektir. Hiçbir düşünce yazmadan düşünce olmaz. Yazmadan önce bir fikir vardır. Yazarken düşünür, düşünürken yazarız. Yazmaya başlamak her zaman bir düşünce yolculuğudur. Düşünce kelimelerle yapılan bir faaliyettir. Kelimeler ve kavramları öğrenerek düşünürüz. Bu düşünceme katılır mısınız bilmem ama düşünür yoktur, yazar vardır.</font><font face="Times New Roman">  </font></p>
<p><font face="Times New Roman">     Yazının olmadığı toplumlarda kalıp sözel ifadeler yazının yerini alır. Bunların en başta gelenleri atasözleridir. İnsanlar düşünmeyi azaltmak için bunları icat etmişlerdir. Çünkü yazı olmadan gelişkin bir düşünce üretmek ve aktarmak mümkün değildir. Bizim toplumumuz da atasözlerinin ve deyimlerin bu derece yaygın olmasının nedeni bence budur.</font><font face="Times New Roman"> </font><font face="Times New Roman">     Yazmak bir tutkumudur? Evet. Düşünme tutkusu. Düşünmek ve düşündüğünü düşünenlerle paylaşma tutkusu. Düşüncelerden düşünce üretme tutkusu. Kelimeleri tek tek seçmek ve onlardan anlamlı bir şey üretmek tutkusu. Hayatta düşüncelerden bir yapı kurma tutkusu. İnsanın tek anlamlı uğraşısı!</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yazi-yorum.net/2008/05/06/yazma-coskusu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
