Yazı-Yorum

Rüzgar Ve Mikail’in Oğlu | Mehmet A. Başkurt
10 Temmuz 2018

Rüzgar Ve Mikail’in Oğlu | Mehmet A. Başkurt
     Sözün büyüsü sesin büyüsünden daha güçlüdür. Ses, okşar ancak söz işler insanın içine. Sözün ucu kalemdir ki, kalem kelamı yazdığında düşünerek konuşur. 

     Mürekkebin izini takip eden ihtiyar bir adam vardı. Bulutlardan bir adamdı. Her tarafı yağmurdu. Yanımdan geçti. Her yer nemli bahar toprağı koktu. Her yer çiy ve çim koktu. O bulut adam gitti incir altındaki gölgeye bağdaş oturdu.

    Üzerinde çuhadan bir hırka vardı. Heybesinden mavi bir yıldız çıkardı. Aldı mavi yıldızı boynuna astı. Gözleri Davut peygamberin gözleriydi. Bilekleri İbrani’ydi. Yüzüğü yüzündü ve Esma Hüsna’ydı. 

    Sonra gök gürledi. Sa’d’ınsadası yıldırımlar indi bir bir o incir ağacının dibine. Dünya göğünün bekçisi İsmail geldi. Mikail’in oğlu kuzeyden indi. Gayya kuyularından Yecüc ve Mecüc inledi, durdu. Arz ve arş karışmıştı Sayfo’daki incirin altında. 

İranî bir ikindi üzeriydi vakit. Gölgeler uzadıkça uzadı ve sonra o her şeyin ilk nefes aldığı gibi birden bire nasıl doğuyorsa öylece kaybolup gitti. Evet, tam olarak buydu; birden bire bitti her şey. 

   Hiçbir şey söylemeden yanında beklediğim sendin o vakit. Gözlerine baktım. Gözlerin sürme Süryani ışıltısıydı. 

Zîn ve Bahar

   Menkıbeler sevgilinin kalbidir. Çünkü, sevgilinin kalbi açıldığında bulut adamlar doğar. 

Hikayeler sevgilinin tenidir. Çünkü sevgilinin bağrı açıldığında Mikail’in oğlu kuzeyden iner. 

   Kalem ve kelam sevgilinin aklıdır. Çünkü sevgilinin sesi ancak fethettiğinde kutsal kitaplar sarar yerin yüzünü.