Burası Neresi?

Misafir Yazar : Tuna BAÅžAR
Sessizliklerden büyük gürültülerin koptuğu bir yerde, kendi gürültümde
sessizliği aramaya çalışıyorum.
Rahat bırakmıyorlar!
Nereye gitsem kendi gürültümü de yanımda götürüyorum; kurtulamıyorum!
Aydınlıkları karanlık yapmaya çalışanların yaşadığı bir yerde,
kendi karanlığımda aydınlığı elde etmeye çalışıyorum.
İzin vermiyorlar!
Nereye gitsem, gittiğim yerlerin daha da karanlık olduğuna korkarak tanık
oluyorum.
Bu karanlıklarda en aydınlık yerin, kendi iç dünyam olduğunu fark
ediyorum.
Büyük cesaretlerin korkaklık olarak görüldüğü bir yerde, kendi
korkaklığımı cesaret olarak yansıtmaya çalışıyorum.
Engel oluyorlar!
Korkaklıklara tapmaya başlıyorlar.
İnançların inançsızlık sayıldığı bir yerde, “AnlamaÄŸa
çalışıyorum, inanmayı yitirmenin pahasına”*
Zorluyorlar!
İnançsızlara inanmayanı inançsız diye damgalıyorlar.
Burası öyle bir yer ki, gürültüler içinden karanlıklar doğuyor,
karanlıklar bitmeden korkaklık boy gösteriyor.
Korkaklar lider olup, inanmadıkları şeyleri inanç diye insanlara yutturmaya
çalışıyorlar.
Bu korkakları cesur sanan cahiller de inançsızlığı inanç yerine koyarak,
inançsızlık tanrısını kafalarında yaratıyorlar.
İçlerinden çıkan en inançlı lideri inançsız diye damgalayıp,
yaşattığı büyük zaferlere rağmen, onu korkak olarak zihinlerine
yerleÅŸtiriyorlar.
O cesur ve inançlı lideri yok sayıp, kendi korkak ve inançsız liderlerini
onunla kıyaslıyorlar.
Kıyasladıkları yetmiyormuş gibi, bunu karanlıklarda büyük gürültüler
kopararak yapıyorlar.
Bunu engellemeye çalışanları da acımasızca yok ediyorlar.
İçimdeki korku daha da artıyor ve kendi sessizliğimde yarattığım
gürültü, bütün gürültüleri baskılayarak soruyor: Burası neresi?
yirmiağustosikibinbeş sıfırsıfıryirmibir
*Nazım Hikmet
Misafir Yazar : Tuna BAÅžAR
Bu yazı bu gün 0 defa Toplamda ise 177 defa okunmuştur.



Yorumlara Abone Ol
E-mail ile Abone ol
Yorum yapan Parpali | 9 Eylül 2008
Benzetmelere yer bırakmayacak kadar gerçek bir mide bulantısı yaratan haberler geldi aklıma. “Burası neresi?” Bu soruyu sorabilecek kadar eskiye gitmiyor tarihim belki benim. Ama bu mide bulantısını her hissettiÄŸimde, sorduÄŸum bir ÅŸey var kendime. “Bu nasıl bir ülke?”
“…
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoÄŸu senin, canım kardeÅŸim!”
Yorum yapan tunabasar35 | 9 Eylül 2008
Ben de bu soruyu kendime uzun zaman sordum. Nasıl bir ülkede yaşadığımı gördükçe her geçen gün daha da kendimi kötü hissetmeye başladığımı fark ettim. Ama kendimi kötü hissetmemin hiçbir faydasının olmadığını da çabuk gördüm ve en azından kendimce gördüğüm yanlışları yazıya dökmenin en doğrusu olduğunu düşündüm. Yukarıdaki yazı da bu sayede ortaya çıktı.
Belki senin de dediğin gibi hata bende ama bakmaktan, ülkedeki yanlışları görmekten vazgeçmek de çok daha büyük bir hata olur değil mi?
Saygılarımla.
tuna
http://izmirligozuyle.blogcu.com
Yorum yapan Galeni | 10 Eylül 2008
Bu mide bulantısı bende biraz da hazımsızlıkla beraber baÅŸgösterdi. İşte bu yüzden bu yazıya yorum yapmak istemedim. bir kere baÅŸlarsam kendimi tutamamaktan korktum. Ama sana katılmamak elde deÄŸil. kabahat senin, kabahat benim, kabahat hepimizin. HakettiÄŸimizi alıyoruz demekki…
Yorum yapan Parpali | 10 Eylül 2008
Yanlış anlaşıldım sanırım. Yanlışları görmemek ya da çoÄŸu insanın yaptığı gibi görmezden gelmek deÄŸil kastettiÄŸim. Susan, yapılanları kabullenen, kabullenmese bile buna bir ÅŸekilde fırsat veren herkes; siz, ben. Farketmiyor ismimiz, kimliÄŸimiz. HiçbirÅŸey bu aÅŸamaya ansızın gelmedi. Giderek kötüleÅŸmesi de olasılıklar dahilinde. Ben yazdıklarınıza katıldığımı anlatmak istemiÅŸtim sadece. Nazım ustanın ÅŸiirine de atıfta bulunarak…
Yorum yapan Galeni | 10 Eylül 2008
Sonuçta hepsi aynı kapıya çıkıyor bence. Bahsedilenleri yapanlar gökten inmediler, darbeyle veya hiyerarşi ile de gelmediler. Bir şekilde seçilerek veya atanarak başımıza getirdiğimiz kimseler.