Yazi-Yorum Nokta Net

Kültür Teşhiri, Kavram Vitrini

Rutubetli Mermiler

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

ImageShack

13 Mayıs 2006
Sendeledim, en habersiz anda yenilen yumruk gibi, keyfe meze içki sofrasının sarhoşluğunda atılan ilk adımlar gibi. Oysa ne yumruk yemiştim ne de sarhoştum. “Bitti” dedi telefondaki ses, daha birçok şey söylüyordu aslında ama ben sadece onu duyuyordum, “bitti”.
Gözyaşlarıma da ne oluyor? Deli duvar gibi ayrılık önüme dikilmiş. Yine boğazımda düğümlendi aşk. Bir ses geliyor bir hıçkırık sesi, birisi ağlıyor belli ki, ama niye ıslanmış benim yastığım? Bu ağlayan ben miyim?
Gitmeliyim, hemen yarın o şehre gitmeliyim. Ama nasıl? Yakama yapışan sinsi bir hastalık başlangıcı yüzünden bir yere gidecek durumda değilim ki, elim kolum bağlı.
Hayat şimdi zifiri karanlık, zaman geçmiyor, “tarifsiz acılar” dedikleri bu olsa gerek. İçimde bir yerlerde bir şey koptu, boğazımdan aşağıya yakarak iniyor. Bir daha aydınlık olur mu? Bilmiyorum. Bunu hiç beklemiyordum. İnanmak çok zor, alışmak imkânsız. Çok sevmiştim, çok güvenmiştim…
Baş edemediğim bir acı duygusuyla esir alınmış gibiyim,
14 Mayıs 2006
Telefonu açtı nihayet, diyor ki ben kendi kendimi silmişim onun aklından, kalbinden ise o silecekmiş ama “her zaman yanındayım, ne zaman istersen arayabilirsin beni” diyor. Bu sözler beni teselli etmekten çok uzak.
Zaman durdu benim için, yapacak bir şey bulamıyorum. Sahi eskiden yani o hayatımda yokken ben neler yapıyordum? Niye bu boşluk şimdi, bittiyse bitti dünyanın sonu değil ya? Değil mi acaba?
16 Mayıs 2006
Mektup yazmaya karar verdim, oysa ben mektup yazmayı hiç sevmem ki. O ise çok severdi mektupları, bir çocuk saflığıyla her zaman benden mektup isterdi. Bense istediği mektupları hep “yazarız” diye savuştururdum.
Nasıl hitap edeceğimi bilemeden yazmaya başladım.
“Sevgili …..
Bu gün sensizliğimin başlangıcı,
Her başlangıcın gerçekten başlangıç olduğunu mu düşünüyorsun?
Eğer öyleyse hayat denilen bilmeceyi şimdi tarif edemem sana, artık tarif edemem yani.
Seni tanıdığımdan beri, genel olarak değil, birebir yaşamla, nefes almakla, yemekle, içmekle, yani tarif edilen yaşamakla ilgili bütün önyargılarım değişti. Seninle yaşadıklarım yaşamaksa eğer, şimdi ben yaşamıyorum. Öyle değilse, gerçekte sen yoksun.
Defalarca telefonunu aradım. Her seferinde dua ederek, o kısık, büyülü sesini duymayı umarak bekledim. Bana gelen her telefon önce umut, ardından umutsuzluk melodisine dönüştü.
Şimdi ise oturmuş safça, çocukça sana mektup yazmaya çalışıyorum. Seninle yaşadıklarımızın aslında olağan olabileceğini anlatmalıydı bana bu ayrılık. Bunu olağanüstü yapan benim hayal gücümdür belki de. Ama kime laf anlatırsın.
Beni yok saymayı nasıl beceriyorsun aklım almıyor. Ben de seni yok saymaya çalıştım. Olmadı, başaramadım. Duygusallığa kapılmanın felaket olduğunu geçmişten biliyorum ama kendimi frenlemekten acizim.
Biraz önce tekrar aradım açmadın, açılmayan telefon sesinin arkasındaki sessizlik, bir boşluk, bir hiçlik duygusu verir bana bilirsin, bu seferki ürküttü beni. Ölüm duygusu birden geldi bütün beynimi esir aldı. Ve ben ölüm duygusunu hiç yadırgamadığımı fark etim. Zaten günlerdir hayata uzağım. Ama her uzaklık başka bir yakınlığa yol açar, hayattan uzaksan ölüme yakınsındır. Uzaklıksa çaresizliktir.
Şimdi hangisinin daha acı verdiğini bilemiyorum, mesafelerin koyduğu uzaklık mı? Sözlerinin, davranışlarının yarattığı uzaklık mı?
Neden yazıyorum biliyor musun? Delirmemek için. Sadece zaman geçsin diye. Birkaç saati daha kurtarmak için. Seni seviyorum, bunu daha basit, daha anlaşılır, daha az kirlenmiş nasıl söylerim bilmiyorum.
Mektuplar ve yazılar masumdur, bunu en iyi sen bilirsin. Sana yazarak içimde her gün çoğalan acıyı biraz olsun hafifletiyorum. Bunu istersin değil mi?
Hoşça kal”

Daha fazla yazmaya takatim yok. Postalamayacağımı bile bile özenle katlayıp defterin arasına koydum mektubu.
Yaşamak istemiyorum artık, hayatta iki dostum var biri o an itibariyle beni teselli etmekten çok uzak, diğeri ise apansız askere gitti. Beni anlayacak birileriyle konuşabilsem, dertleşebilsem çok faydası olacak ama ben yapayalnızım… Hep yarım kalmaktan bıktım, artık yeter, kararımı verdim. Babamdan kalan tabancayı sakladığım yerden aldım, belime sokup kafeye doğru yola çıktım.
Oraya vardığımda dostum Ö… oradaydı. Suratıma bir baktı ve “yeter artık toparla kendini” dedi. Ses çıkarmadım. “İstersen bir de ben konuşayım” dedi, şiddetle reddettim. “O zaman sen ara, böyle olmaz yedin kendini” diyerek içerdeki küçük odaya gönderdi.
Odaya girdim, kısa bir tereddütten sonra aradım ama açmadı. Evini aradım, sesini duyduğum anda aradığıma pişman oldum, o kadar soğuk ve uzaktı ki sesi, her dakika kararıma adım adım yanaşıyordum artık. Beni doğru dürüst dinlemeden telefonu kapattı. Oysa daha söyleyeceklerim vardı.
Tekrar tekrar aradım açmadı, mesaj çektim “silah kafama dayalı, eğer bir kere daha açmazsan tetiği çekeceğim” dedim. O riski göze alamayacağını, açacağını düşünüyordum. İletildi raporu geldi. Hiçbir şey görmüyordu artık gözüm. Hem bu dünyamdan hem öteki dünyamdan vazgeçmiştim. Silahı çıkardım, her ne kadar gürültü yapmamaya çalışarak mermiyi ağıza vermeye çalışsam da o tanıdık metalik ses yine de çıktı. Namluyu önce çenemin altına tuttum, sonra vazgeçip şakağıma dayadım. Namlu şakağımda buz gibiydi.
Arama tuşuna basmadan önce son bir dua okudum. Telefon çalmaya başladı, 1, 2, 3, 4, açmıyor, kaç kere daha çalar acaba?
“Her yer kan revan olacak keşke sahile gitseydim” diye düşündüm. Çok garip insan ölmek üzereyken bile aklına neler getirebiliyormuş.
Ben bunları düşünürken arama bitti. Telefon açılmadığında çıkan o sinir edici kısa ton çalarken tetiği çektim. Kuru bir “tık” sesi çıktı ama silah patlamadı, ne şimdi bu? Böylesi ancak Türk filmlerinde olur değil mi? Ama oldu. Küçükken her hafta büyük bir hevesle temizlediğim o silahı babamın vefatından sonra hiç elime alamamıştım. Yaklaşık bir buçuk yıldır temizlenmemişti. Mermiler zamanın yıpratıcı etkilerine maruz kalarak rutubetlenmiş olmalıydı, rutubetlenen mermiler de kolay kolay patlamaz. Patlamadı da zaten. Şarjörü çekip bıraktım o mermi düşsün diğeri gelsin diye ama sıkışmış. Delirdim, “şimdi sırasımıydı” diye söyleniyor bir yandan çekiştirmeye devam ediyordum. o sinirle uğraşırken patladı silah, ama kafama dayalı değildin ki, niye şimdi patladın sen.
Mermi karşı duvardan sekip kısa bir tur attı odada. İstem dışı masanın altına doğru eğilmişim seken mermiden korunmak için. Fark edince gülmeye başladım. İşte bir gariplik daha, insan ölmek üzereyken de komik bir şeye gülebilirmiş. O sırada büyük bir gürültüyle kapı açıldı, nefes nefese dostum daldı içeri, silahımı elimden alırken ben hala gülüyordum…

Not: Bu yazıda geçen kişiler ve olaylar gerçektir, yazıda geçen mektup halen bahsedilen defterin arasında durmaktadır. Lütfen bana intiharın kötülüğü üzerine nasihat vermeden önce şunu bir düşünün, İster delilik deyin, ister acizlik deyin, ya da aptallık deyin, ne derseniz deyin bunlar o andaki duygularım ve ruh halimdir. Şu anda ise aldığım her nefesi seviyorum…

Bu yazı bu gün 0 defa Toplamda ise 678 defa okunmuştur.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Da Okudular !

30 Temmuz 2008 - 00:59 | Yazan : Galeni |

“Rutubetli Mermiler” Yazısı için 17 Yorum Yapılmış

  1. yazının gerçek olduğu herhalinden belli zaten galeni ama sana ne aptallık,ne de delilik yapmışsın demicem.çünkü hayatımızda bazen öyle anlarımız olurki o anki yaptığımız herşey bizim için herzaman en doğrusu olur kimi insanların belkide büyük bi tepkisini çekmişizdir ama o bizim herzaman reddedemeyeceğimiz olan ve hiçbir zaman doğruluğunu yitirmeyen gerçeğimizdir.elbetteki her insanın kendini bu hayatta yanlız hissetiği ve sevgisinin karşılığını almadığı dönemleri olmuştur ama unuttuğun bişey var hiçkimse senin canından daha degerli olamaz.bu istersede bir zamanlar sevdiğin taptığın bir insan olsun bunun hiçbir önemi yoktur.sana verilen bir can var ve bunu ancak sana veren senden alabilir…sana bir önerim daha var galeni seni sevmeyen ya da seni umursamayan insanı sen de boşver gitsin.bunu hiçbirzaman unutma SEN GİDENİ DEĞİL GİDEN SENİ KAYBETMİŞTİR.

  2. Teşekkür ederim yorumların için Elif. Şu konuyu açıklığa kavuşturmakta fayda var bu olayın üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçti, olayda anlatılan kişiye bir sitem, bir özlem veya benzeri duygularla yazılan bir yazı değil bu. İçinde o zamana ait hiç bir duygu aramayın. Boşverme umursama dönemleri geride kaldı.
    Sadece o günlerde yaşadıklarımı hissettiklerimi hiç te kendimi savunmaya çalışmadan yaptığım aptallık dahil olmak üzere anlattım. Bir mesaj söz konusu değildir…

  3. Yazdıklarını okudum ki zaten hepsini biliyorum.O yüzden bir yorum yapmayacağım.Sen düşüncelerimi zaten biliyorsun.
    İçinde biriktirdiklerini yazıya dökerek anlatmışsın.Bu yazıyı okuyanlardan ricam lütfen tek taraflı okuyup yorumda bulunmasınlar.Çünkü bir ilişki iki taraf arasında yaşanır ve biter.Yaşanan olayları, kişilerin içinde kopan fırtınaları bir üçüncü şahıs bilemez.
    Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi kolay değil.Kimseyi yargılamaya hakkımız yok.Senin yapmış olduğun deliliği bile yargılamıyorum.Çünkü insan o acıyla ne yapacağını nereye saldıracağını bilemiyor.Sonradan geriye dönüp baktığında hepsi komik gelsede bunu o anda düşünemiyorsun.
    Zaman herşeyin ilacıdır derler ya.Evet gerçekten çok doğru.Zaman neyi unutturmamış ki bir aşk acısınıda unutturmasın.Bu lafı sıcağı sıcağına duymak insana pek hoş gelmiyor, unutamayacağını düşünüyorsun.Hayatın boyunca bu acıyla yaşayacakmışsın gibi geliyor.Ama sonra dönüp baktığında farkediyorsun ki yavaş yavaş hayatından ve kafandan silinivermiş.
    Keşke bunların hiçbiri yaşanmasaydı.Ama maalesef yaşandı.Hayat güzeldir bea hocam.Çiçekler, böcekler, kuşlar….Aşksız hayat olmaz acısıyla tatlısıyla aşk yinede aşktır:)Umarım bundan sonra kimse aşk acısı yaşamaz…

    Dip Not: Bu kaçıncı yazı.Eğer buda silinirse yakarım bu siteyi:)

  4. Sevgili Gülüş, canımın içi kankam,
    öncelikle ilk yorumunla bana şeref verdin. Yazıda bilerek bir eksiklik yaptım, gerçekte 2 değil 3 dostum var. Ama o an itibariyle sen tarafsız kalamazdın, arada kalır yıpranırdın. O yüzden seni karıştıramazdım. Benim uzaklardaki dostum, kankam, sırdaşımsın. O ilişkiden bana kalan en güzel şeylerden biri de sen oldun. Senin de söylediğin gibi tek taraflı düşünmemek gerek. Olayların gidişatına bakmadan yargılamak hatayı beraberinde getirir. Herkesin kendisine göre haklı sebepleri var. Tekrar teşekkürler kankam. Eline yüreğine sağlık

  5. Beni illa ağlatacaksın.Zaten şurada çalan müzik bitirdi beni.Hele ki şu son yorumundan sonra.Bu ilişkiden tek karlı çıkan benim galiba:) Findukludan bir dostum oldu. Biliyorum ki bir yerlerde zorda kaldığımda uzakta da olsan yardımıma koşacaklardan birisi de sensin.Bunu bilmek çok güzel.Daha fazla yazamayacağım duygusal insanım ben…

  6. Kankam bildiğine sevindim, bir telefona bakar ihtiyacın olduğunda. Sabah sabah beni de ağlattın ya helal olsun…

  7. Giderek yazma konusunda ustalaştığının farkında mısın ?

  8. Bunu sizden duymak çok güzel inanın. Teşekkür ederim…

  9. biricik dostum….
    artık sana dostum diyorum cünkü öylesin öyle bir yerdesin ki bende ana baba kardeş gibi…
    bu yazıyı ilk ben okudum sanırım tahmın ettiğimden cok daha fazla şey gördüm bu yazıda hele okurken birde senın ağzından dinlemek varya emin ol elimde olsa cekip alırdım o kabuk bağlamış yaranı içinden. ama ne mümkün….
    hayatta hep istemediğimiz olmasa dediğimiz yada hep keşkelerin ardına saklanmaya calıştığımz anlarımız olmustur.paylaşamadığımız yada paylaşamk isteyipte anlatamadığımız…….
    ama yasanan her seyin bir sebebi vardır…..
    tatlısından usaguna…..:)

  10. Ben sana ne diyeyim ki şimdi, bu kadar kısa zamanda benim de şaşkınlıkla karşıladığım bir kaynaşma sonucu sanki senelerimi beraber geçirdiğim kişilerden biri oldun. Her şey için teşekkürler.
    Bu olay senin söylediğin anlamda kabuk bağlamış bir yara değil aslında. O zaman yaptığım ve her hatırladığımda üzüldüğüm, “vay ben bunu da yapabilecek biriymişim” diye kendimden korkmama neden olan bir olayı anlattım. Anlattım ki artık sessiz gecelerde kendimle yüzleşmek zorunda kalmayayım. İnanıyorum ki bu yazıdan sonra deşilen bir yaradan akan cerahat gibi akıp gidecek olay beynimden. Bir müddet daha beni üzse bile sonunda kendi kendine kapanacak yara. Bu yazıyı hazırladığım dönemde ne kadar etkilendiğime şahit biri olarak beni anlayışla karşılayıp, yayınlamam için aşıladığın cesaret için ayrıca teşekkürler. Bir noktaya daha açıklık getirmek istiyorum. Kankam Gülüş’le konuşurken dikkatimi çektiği bir nokta var. Benim mesajımda sonra açılmayan telefon karşı tarafı sanki bir vicdansız gibi göstermiş oldu. Asla öyle bir şey yok, o telefonun açılmamasında daha sonra benimde öğrendiğim ve inandığım geçerli bir sebep var. Bir kere daha söylüyorum, bu yazı hiç kimseye sitem değil, kendimle yüzleşmemdir.

  11. Yazın “güzel olmuş” yerine cümleyi, “gerçekleri çok güzel yazıya dökmüşsün” demek daha doğru olacak sanırım sevgili Galeni. Sen bu yazıda da anlattığın gibi yalnızlığın karanlığında fikrini yitirmişken, benim zamansız ve apansız gelen vatani görev nedeniyle yanında olamamış oluşum ayrı bir içimi cızlatıyor.
    O günlerin geride kalması ve şimdi herşeyin çok güzel olması beni ayrı sevindiriyor.
    Hayat; insana mutlulukların en büyüğünü ve en yücesini yaşatırken bir anda mutluluğunu kâbusa döndürebilen ip ince bir çizgi misali.
    Yazında da bu ince çizgiyi vurgulamış olan “rutubetli mermiler”.
    İşte bir hayat, namlunun ucunda, soğukta kalmış titrek bir çocuk gibi… Onu kurtaran ise “rutubetli mermiler”.
    Yaşananlar acı ama gerçek sonuç ise çok şükür sana bu hikâyeyi yazdırabilen gerçek!

  12. tek kelime ile harika! gerçekten çok başarılı.mektubun anlatımına da hayran kaldım.insana iyi şeyler yazdıran sanırım biraz da yürekteki duyguların samimiyeti.sen hayatttan vaz geçmişken hayat seni bırakmamış. iyiki de yakandan ellerini çekmemiş. hayat her şeye rağmen yaşamaya değer…

  13. Teşekkür ederim…

  14. bu bir mucize..!!bu yazı hakkında söyleyebileceğim tek cümle bu … zaten yazıya dökülme tarzını tartışılmaz güzellikte.!

  15. Uzatmadan sunları söyleyebilirim ; duygularının rüzgarında boğulup verdiğin savaş süreci sonrasında şükredebiliyorsan fazla söze gerek yok…

    Yazılarını oldukça içten ve samimi buldum.İnşallah sonu güzel biter.

  16. Evet sonunda şükrediyorum ama yine aynı şey olursa bir saha asla yapmam demeyecek kadar da kendimi tanıyorum.
    Güzel yorumlarına teşekkür ederim…

  17. Herkesinde bildiği gibi hiçbir şey için önceden plan yapılamaz.
    Ne yapabilirsin ne de yapamazsın bunu sen bile bilemessin şu an.Çünki içinde bulunduğun durum seni yönlendirir.
    Sen yeter ki elinden dümenini bırakma.
    Fırsatını verirsen zaten hayata seni istediğine de istemediğine de sürükler.
    Bu yüzden bırak sessiz kal karşısında sırrını bile verme ona.

    Ayrıca teşekküre gerek yok.Herkes hakkını almalı.

  • Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.
  • Noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakılır.
  • ”gelcem, gitcem,” denmez ”geleceğim, gideceğim,” denir.
  • ”Herkez” denmez ”herkes” denir. | ”Yanlız” değil ”Yalnız” denir.
  • ”Bende” denmez, ”Ben de” denir. | ”Dahi” anlamındaki ”de” ayrı yazılır.
  •  ”Geldimi?” yazılmaz ”Geldi mi?” yazılır. |  ”v” yerine ”w” yazılmaz
  • Soru takıları ayrı yazılır. | ”OKmi?” değil, ”Tamam mı?” denir.
  • özel isimlerin, ilk harfleri büyük yazılır.
  • ”ki” eki, bağlaç ise ayrı, iyelik eki ise birleşik yazılır.
    Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi ile ve Turkche değil.

Yorumunuzu Yazın

Bu site Uğur ŞENDOĞAN Tarafından "WordPress 2.6" üzerine "Andreas04 Tema" kullanılarak kurulmuştur.