Hayal Evi : 2

Herkes için normal bir gün olsa gerek. Ama benim için farklı kılan taraflarını yaÅŸayalım hep birlikte…
Daha yeni ağarmaktaydı gün kalktığımda. Sezon başladığı için çay tarlasına doğru bir hazırlıktır bu erken kalkış. El yüz yıkanır, hamlık vardır ahlanıp vahlanır ve zorda olsa bir iki lokma ile kahvaltı yapılır.
Üstümü başımı giyindim. Daha uykusuzluğun ve hamlığın verdiği yorgunluk kalkmamıştı üzerimden. Güneş dahi dağların ardından henüz esneyerek yatağından kalkıyordu. Aynı şekilde kuşlarda yeni yeni ötüşmeye başlamışlardı.
Elime sergi ve makasımı alarak toplayacağım sıraya doÄŸru ilerledim. Sergiyi daha önce topladığım çayın üzerine serdim ve makasımı sallayamaya baÅŸladım. Kendi kendime söylenerek…
Çayın başladığı ilk günkü gibi bugünün de ne zaman biteceğini düşünüyordum. Geçtiğim çay sıralarıyla birlikte zamanda akıp gidiyordu. Ortalık aydınlanmış kuşlar, böcekler, çiçekler, güneş, dağlar, kısacası doğa canlanmıştı. Bense zaman ilerlerdikçe etkisini daha fazla göstermeye başlayan güneşin altında adeta bir mum gibi erimeye başladım.
Çaylığın içi nemden dolayı ayrı bir sıcaktı. Gözlerimin içi dahi terlemeye başlamıştı o derece yani. Yanmaması için topladığım çayları sergileri bağlamak suretiyle gölge yerlerde doğru çıkardım. Dağların içinden gelen doğal ve saf sudan kana kana suyumu içtim ve dinlenmek için bıraktım kendimi fındıkların altındaki gölegeliğe.
Dedim ya sıralarla birlikte zaman da akıp gidiyor diye. Çayı satma vakti gelmiştir. Gölgede dinlendirilmiş çaylar ( sergi ) bağlanır, omuza alınıp arabaya yüklenir, ve alım yerlerine götürlür.
Alım yerinde ekisper amcalarımızla ve komşularımızla hoş beş sohbet edip biraz da o günün yorgunluğunu attım üstünden. Günün iple çektiğim asıl kısmı çayı sattıktan sonra başlıyordu benim için.
Alım yerinde de sarfettiğim o enerjinin verdiği ısıyla birlikte soluğu direk dere de aldım. Nefes almadan attım kendimi yayladan gelen o serin sulara. Akıntıya karşı bir kulaç atıp yorulduktan sonra, siz deyin akıntı ben diyeyim masör gittim yerleştim kayalıkların arasında. Sırtıma çarpan su adeta massaj yapıyor, yorgunluğumu üstümden alıyordu sonuna kadar. Üşüdüğümü hissedene kadar orda oturup ateş yaktım ısınmak ve kurumak için.
Evin yolunu tuttum dere faslından sonra. Bir kaç kıvır zıvır işle daha uğraştıktan sonra mutfakta aldım soluğu. Yemeği yedikten sonra ise muhabbetin eksik olmaz dostu çayımı demleyip doldurdum bardağa. Bu arada arkadaşlarda gelmişlerdi.
Åžen ÅŸakrak muhabbetler, gülmeler kahkahalar, sizin de tahmin edebileceÄŸiniz gibi anlatılması dahi güldüren anlar yaÅŸanılmış, artık o yorgun vücutla yatağın yolu tutulmuÅŸtur. Derken ben bu satırları yazıyorken, öğlen güneÅŸinde terlemeye baÅŸlayan gözler çoktan kapanmış, sayısını söyleyemeyeceÄŸim rüyalara dalmıştır…
Böyle işte bizim sıradan günlerimiz. Tabi bazı kısımlarını artık mumla aramaktayız. ![]()
Bu yazı bu gün 0 defa Toplamda ise 183 defa okunmuştur.



Yorumlara Abone Ol
E-mail ile Abone ol
Yorum yapan Galeni | 27 Temmuz 2008
Sevgili SkayiU,
Memleketimin geçim kaynağı “yeÅŸil altın”ımız Çayın nasıl toplandığını o kadar güzel anlatmışsın ki, sıkıntısını çok iyi bildiÄŸim halde ben bile iÅŸi gücü serip kendimi çaylığa atmak istedim
En çokta sabahın kör karanlığında kalkmak zor gelirdi, bazen yatarken yarın o kadar şiddetli yağmur yağsa ki çaylığa gidemesek diye dua ederdim. Ama çay fındığa benzemez yağmur çamur dinlemez. Her şeye rağmen sırf akşamüstü eve dönüşlerin hatırına severdim bazen çay toplamayı. Tam da anlatığın gibi tadına doyum olmayan dere faslı akşama kadar hayallerimizi süslerdi
Şimdi büyük özlemle andığım o günlere beni götürdüğün için teşekkür ederim.
Eline yüreÄŸine saÄŸlık…
Yorum yapan GÖnÜL | 27 Temmuz 2008
Çay toplayan için bir gün ancak böyle anlatılır.SkayiU senin anlattığın bir günü şöyle bir hayal ettim ve yüzümde tebessüm belirdi…Senin de dediÄŸin gibi hersabah zorla kalkar bir kaç lokmayla kahvaltıyı geçiÅŸtirir ve söylene söylene çay bahçesine giderdim.(tabi olan anneme oluyodu beni uyandırmak öyle kolay olmuyo)AkÅŸam ne zaman olacak diye havaya bakardım….Günün sonunda yorgun düşüp erkenden uyurdum.Ama herÅŸeye raÄŸmen ben çay toplamayı seviyorum.Eline yüregine saÄŸlık çok güzel olmuÅŸ…
Yorum yapan EMPULA | 27 Temmuz 2008
ZorluÄŸunu yaÅŸamamış olmamaraÄŸmen nedenli zor, zahmetli, yorucu ve stresli bir iÅŸtir bilirim. Fakat o dere faslını öyle bir yorumlamışsın ki SkayiU, senin anlatımındaki o derenin soÄŸukluÄŸunu hissettim ve ürperdim. Sevgili Galeninin de dediÄŸi gibi memleketimin yeÅŸil altını ola çay olmadanda olmuyor iÅŸte…
Yorum yapan Galeni | 27 Temmuz 2008
Unutulan bir şey daha geldi aklıma, özellikle uzak yerlere çay toplamaya gitmek çok zevkli olurdu. Çünkü mahalleden arkadaşlarla imece yapar, her gün birimizin çayını toplardık. Uzaklara gittiğimiz için annelerimiz sebzeli hamsi, laz böreği gibi en sevdiğimiz yemekleri yaparlardı.O kalabalıkta çalışmakta yemekte inanılmaz zevkli olurdu. Biz adeta piknik havasında uzun yemek molasıyla günü tamamlar, yorgun ama mutlu bir şekilde eve dönerdik. Hey gidi günler hey..!
Yorum yapan hatice | 28 Temmuz 2008
sevgili skayiu
eline yüreÄŸine saÄŸlık….belli oluyor ki çay toplamak bayağı yorucu bir iÅŸ ama tadına doyulmaz anlattığın kadarıyla…
ben hayatımda hiç anlattığın gibi bir ortamda bulunamadım…
her sabah erkenden kalkıp temiz havada kahvaltı yapıktan sonra gözlerimi ovustura ovuÅŸtura tüm günün sersemliÄŸiyle cay tarlasına gitmeyi, orada cay toplamanın verdiÄŸi hazı yasamak isterdim…. ve emin ol güneÅŸe beni o kadar sıcak yaratığı ve o dereye girmemi saÄŸladığı için bile teÅŸÅŸekkür ederdim.
Yorum yapan SkayiU | 28 Temmuz 2008
Bizim özümüzde var. Çünkü biz Karadeniz gibi hırçın bir yaşantının asi insanlarıyız. Yağmuruna ayrı güneşine ayrı hasretiz bu tonların. İşiyle eğlencesiyle bizim yaşam tarzımız bu. Teşekkür ediyorum yorumlarınız için ..