| Yazan :
Galeni | Tarih :
1 Temmuz 2009 - 11:44
|

Tutsak bir atmacanın gözünden bakıyorum hayata bu günlerde
O da esir düşmüş yaşam kavgasında, ben de
Hem onun kadar mağrurum, hem de dikbaşlıyım onun gibi ben de
Eyvallahımız hiç yoktur bizi tutsak edene
Ne o tamah eder bir lokma ekmeğe
Ne de ben avuç açarım bir yudum sevgiye
Dik durur, dimdik bakarız gözümüzü kırpmadan
Baş eğdiremezler bize, boynumuzu kırmadan
Uçsuz bucaksız gökyüzü de artık bize yasak
Aramızda bir tek fark var
O avcıya esir, bense sana gönüllü tutsak…
Galeni tarafından yazılan bu yazıya
4 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
zeynep gulben | Tarih :
15 Haziran 2009 - 10:53
|

Sonsuz bir boşlukta asılı duruyorum hayatım hiçbir şey ifade etmiyor sanki zamanın bir köşesinde sıkışmış bedenim, ruhum can çekişiyor. Ellerim, ayaklarım donmak üzere kalbimin tam üstüne ağırlığınca iğne batıyor canım acıyor ama ben bağıramıyorum. Başucum da belli belirsiz gölgeler var beni seyreden…
Uzun zamandır kendi kendime konuşuyorum ve uzun zamandır bedenimde ağrımayan yerim kalmadı. Sanki içimden bütün organlarımın tek tek koparıldığını damarlarımın düğüm üstüne düğüm olduğunu kanın bir yerlerde pıhtılaştığını hissediyorum bedenimdeki derin sancı şimdi bir nefeste toplandı ama konuşmaya takatim yok…
Sanki bu dünyada bir daha gülmeyecek, konuşamayacak gibi yorgunum. Ağır bir hastalık var bedenimde bilmediğim… Gözlerim ölümü bekleyen bir yolcu gibi uzaklarda….
Hiçbir şey hissetmiyorum ne nefes alabiliyor nede ağlayabiliyorum. Ölesiye dolu ölesiye ölü bir ruh ki bedenimde gizlenen tamamen esiri olduğum bir ceset miyim ben.?
Günler geceler aynı sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bir nakarata bağlanmış …. Neresinden bakarsan bak hep aynı tablo duvarda asılı olan. Ne bir sevgi kalmış kalbimde hatırlayamadığım nede bir armağan bahşedilmiş değersiz kılınan canıma. Saatler dakikalar bir biri ardına geçmek bilmeyen nafile bir hayat bendeki… Günlerden ya ölümle burun buruna geldiğim ya da yaşamaya ramak kaldığım bir gün. Zamanda asılı kaldım ne bir gün öncesine nede bir gün sonrasına kıpırdayamıyorum. Aylar geçti ben bu içine mahkum hayatı yaşarken duygularım köreldi. Bazen hatırlar gibi oluyorum o zaman ismini unuttuğum bir damla gözlerimden kayıveriyor işte o anda bir iğne daha batıyor kalbime nefes alamıyorum….
Bazen gölgeler içerisinden tanıdık bir yüz görüyorum bana gülümseyen. Şefkatle saçımı okşayan sıcak bir el, bazen beni olduğum yere bir kez daha çivileyen bir bakış, ismimi uzaklardan seslenen bir nefes….
Ben adımı söylemeyeli, kimliğimi hatırlamayalı ne çok zaman geçti. Tek hatırladığım bu hasta halimle yıllardır beklediğim. Kimse anlamıyor canımın acıdığını sadece başucumda anlamsızca bakıyorlar. Gece gündüz bilmiyorum hep aynı karanlık ve hep o parlak ışık… Hayata tutunacak hiçbir dalım yok olmasında zaten her gün bir parçam daha ölüyor kendimle vedalaşıyorum biliyorum bu yataktan asla kalkamayacak asla bıraktığım yerden hayata başlayamayacağım.
Dün tuhaf bir şey oldu ben rüya görmeyeli çok zaman oldu. Sadece anlık ve kısa sürerdi rüyalarım ama bu sefer ………
Uzun dar bir patikadan yürüyorum yeşillikler içerisinde kuş cıvıltılarıyla birlikte nefes almaktan korkmuyor hatta bir mırıltı dudağımda kendi sesimi duyabiliyor, kahkahalar atıyordum ve derken bir kararsızlığa düştüm iki yol belirdi önümde biri gündüz kadar aydınlık ötekiyse gece kadar karanlık bir ayrım. Ben şarkımı çoktan bitirmiş sevincimi unutmuş hangisinden gitmeliyim diye düşünürken bir ses uzaklardan adımı fısıldadı.
- Bütün hazırlıklar senin için tamamlandı…..
Hiç tereddüt etmeden ışığın olduğu yoldan o’nu takip ettim. Yol çok uzundu ve giderek hava kararıyordu o kadar hızlı gidiyordu ki, nefes nefese peşinden koşmaya başladım dur bekle diye ardından bağırdım ama o beni hiç duymadı ve bir anda gözden kayboldu. Her yer bir anda karardı göz gözü görmez zifiri karanlıkta tek başıma kalakaldım çok korktum tuhaf sesler geliyordu her yerden ağlamaya başladım öyle böyle değil sanki çıldırmış gibiydim hem ağlıyor hem de bağırıyordum
- Neden yaptın bu kötülüğü
- Neden beni buraya kadar getirdin ……
Sonra aynı ses
- Yolun sonundasın artık bitti dedi…..
Uyandım.
Bir odanın içinde kalabalık ortasında buldum kendimi çevremdeki herkes garip bir telaşla odanın içerisinde koşturuyorlar…. Yavaş yavaş aralarından geçiyorum kimse oralı olmuyor aslında kimse farkımda değil derken kendimi görüyorum bir masada doktorlar telaş içindeyken kalbime verilen şokla irkiliyorum olduğum yerde
Şimdi her şeyi daha iyi hatırlıyorum. Artık acı yok bütün bedenim tüy kadar hafif…
Yanıma yaklaşıyorum bir damla gözyaşı yanağımdan süzülürken beyaz çarşafı yüzüme kadar örtüyorlar ve bir doktor ölüm saatimi söylüyor; 9:34
zeynep gulben tarafından yazılan bu yazıya
2 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
Kübra AY | Tarih :
6 Haziran 2009 - 20:12
|

Nice ırmakların özünü topladın gönlünde
Nice tılsımlarla bezendi gönlün
Doğuyu batıyı büyüttün yüreğinde
Kim derdi neydi gücün?
Tüm benliği gözyaşı olmuş sen
Ağlaya ağlaya dize getirdin koca kayayı
Sinesinde açtığın merhamet yarası
Şaşırttı cemi cümleyi velhasıl…
Küçümser gözlerin takibindeydin
Bazen vah vahların ardından geldin
Kim derdi sen bir kayayı delerdin
Küçük,aciz ,yalnız su damlası…
Küçük de olsa sana da yer ayırmışlar bu sofrada
Altın olmasa da gümüşle sunmuşlar seni bana
Dokundun ya içerken dudağıma
Bin yılın susuzluğu dindi o anda…
Bir pırıltı dans etti gün ışığında
Düşerken toprağa bin ah aldın
Avuçlarım tutamazdı seni yanardın
Nurunla aklımı başımdan aldın…
Şimdi bana bu su damlasını sunan nerede?
Bilir mi bir su damlasının bendeki aksini?
Küçük de olsa bir inanç yüreğimde
Dedirtti bir su damlası kadirmiş nelere?
Kübra AY tarafından yazılan bu yazıya
3 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
Misafir Yazar | Tarih :
28 Mayıs 2009 - 22:26
|

Misafir Yazar : Rüya OLGUN
MELEĞİM’e
‘Seni düşündüm,sonra da kendimi nasıl yaptım dedim ben bunu
nasıl? Kendime verecek bir cevabım yoktu ben kaybetmiştim ve sende benim
yüzümden kaybetmiştin hayatı,yaşamayı…
Ben çoğu kez geç kaldım hayata ama sen erken geldin…
Bu yüzden gitmen gerekti diyemem, çünkü benim korkaklığımdı senin
gitmenin sebebi;göze alamayışlarım,sorumsuzluğum,yanlızlığım ve benim
susmalarımdı senin gidiş sebebin.Hiç bir kulp,hiç bir bahane aklamaz artık
beni zaten artık iflahta olmam ben.Bu dünyada olamadığın için ve
göremediğin için gökkuşağını,yıldızları,güneşi,ayı,ağaçları ve
bambaşka hayatları üzgünüm ve daha da fazlası…
Üzgünüm korkaklığımın,ürkekliğimin,aşkımın bedelini sen
ödememeliydin kaçtım,korktum özür dilerim ama ben zaten yaşatamazdımki seni…
Bu günah yakamı hiç bırakmayacak.Sıra bana da gelecek biliyorum…
Senin de bilmeni istediğim birşey var; bir daha asla yerini hiç bir bebek
doldurmayacak…’
Misafir Yazar : Rüya OLGUN
Misafir Yazar tarafından yazılan bu yazıya
5 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
Misafir Yazar | Tarih :
28 Mayıs 2009 - 22:22
|

Misafir Yazar : Ferit YURTSEVER
Eurovision bir Hıristiyan kulübüdür, bunlar hep birbirlerine oy verirler boşuna uğraşıyoruz…. Hak eden hiç kazanmaz… Bizim yerimiz birincilikti yine hakkımız yendi bir Hadise’ye bakın birde Norveç’liye yazık çok yazık oldu… Hakkımız yendi birinci biz olmalıydık dememi beklemiyorsunuz değil mi? Diyemem çünkü kulaklarım duyuyor gözlerim görüyor hala ama ülkemizde kulakları duymayan gözleri görmeyen ne kadar çok insan varmış…
O kadar şaşırıyorum ki yorumlara Norveç’i hiç izlemeyip konuşanlar bile var. Ben izledim finaldeki 25 ülkenin tamamını izledim, kendime göre yorumladım, puanladım tarafsız olmaya çalıştım tahminlerim Azerbaycan haricinde aynen tuttu onların bizden sonra geleceğini düşünüyordum. Gelelim birinci olan Norveç’in Alexander Rybak şarkısına harika bir ses mükemmel müzik.. . Sözleri de harika olan şarkıya etnik müzikler ve görsellik katarak bizi Norveç’e götürdüler. Tek kelimeyle mükemmel diyorum.
Eurovision ses ve gösteri yarışması değil mi Fairytale şarkısı ikisi de olduğu için rahat kazandı. Gelelim Türkiye’nin neden kazanamadığına birincisi Hadise’yi gözümüzde çok büyüttük evet güzel bir yüz güzel bir fizik, ya ses bulunmaz bir ses mi sizce? Bence değil kötü diyemeyeceğimde birçok kişide bulunan bir ses onu öne çıkaran fiziği idi ama sadece fizik yeterli olmadığı da görüldü. Eurovision gösteri ve ses yarışması zaten görsellikle olmuyor seste gerekiyor.
Gösteriye gelince öyle harika bir gösteri filan görmedim diğerlerinden farksız şu zamana kadar yapılanların tekrarı. Eğer hak ediyorsak birincilik bize veriliyor onu gördük Sertap ERENER’le. Mükemmel bir gösteri harika bir ses ve sonuçta birincilik önemli olan doğru kişinin seçilmesi ve işlenmesi Sertap ERENER’deki gibi. Şunun saçı, şunun fiziği güzelden çok önce sese bakılmalı sonra fizik en sonda seçildikten sonra hazırlık aşamasında istenilenleri verebilecek mi ona bakılmalı. Hadise hayata tek yönle bakanların eseridir, aynı kafalar 2006 yılında Sibel TÜZÜN’ü göndermemiş miydi bu yarışmaya. Diyeceksiniz ki hep eleştiriyorsun çözüm yok mu? Var, önce bizi anlatan bir şarkıcı bulunacak ve bizi anlatan müzik ve gösteri…
Kaybetsek de ülkemizi tanıtacağız tüm dünya kültürümüzü öğrenecek. Biz ne yapıyoruz İngilizce bir şarkı, Arap kültüründen gelen dansöz kıyafetiyle başarı arıyoruz, farz ederim ki başardık kendimiz olmadan kazanmak ne anlam ifade eder ki. Belki biraz uç olacak ama çıkartın bize özgü bir şarkı hadi adını da verelim Sinan YILMAZ-Kolbastı gibi bide bu oyunu gerçekten güzel oynayan modern kültürümüzü anlatacak bir ekip kazanamasak da kendimizi anlatırız…
Dileğim bir kez kendimiz olalım şu Eurovision da… Bu Eurovision’daki hayal kırıklığım Yunanistan oldu. 2004 te ne kadar iyi idi Sakıs Rouves, bu sene ise tam bir hayal kırıklığı Sakıs biz seni Shake it ile hatırlayacağız. En son olarak Norveç’in birinci olan Şarkısının Türkçe sözleriyle bitirmek istiyorum “Yıllar önce, ben gençken bir kızı sevdim O(kız) benimdi ve sevgiliydik öyleydi, bu doğru. Bir peri masalına aşığım. Canımı yakmasına rağmen Aklımı kaçırsam da umurumda değil Zaten lanetlenmişim ben…
Misafir Yazar : Ferit YURTSEVER
Misafir Yazar tarafından yazılan bu yazıya
5 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
SaYE | Tarih :
7 Mayıs 2009 - 12:09
|
Bir zaman sonra ilk defa kalbimin kırıldığını hissettim. Oysa ağızdan çıkarken o sözcükler o kadar sıradan ve beklendikti ki.’Ayrılalım.’
Tüm yaralar tazeyken kanar ama soğuyunca acırmış,
Sen de öyle bir yara açtın ki
Tam kapanmak üzereyken, anılar kanatıveriyor.
Ve ben her seferinde daha çok acıyorum.
Gitmek mesele değil sevdiğim biliyor musun?
Mesele kalmakta
Mesele sana rağmen bana rağmen aşkı yaşamakta.
Seni çok özlüyorum.
Bazen düşünüyorum da her özlem sevgiden midir?
Sevmeden de özleyenim çünkü ben.
Zamanın iki değirmen taşı arasında ağırağır ezildiği o zamanları
Geçmek bilmeyen saatleri günleri de özlüyorum şimdi ben.
Gittin lakin gidişin bir hüsn-i kıyamet şimdi.
İlkin kuş gibi özgürsündür ya öyleyim
Kanatlanacağım sanıyorum
Sensiz değil uçmak
Konuşmaya korkuyorum
Adın seslerde şekil bulup uçacak sanıyorum.
SaYE tarafından yazılan bu yazıya
4 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
Galeni | Tarih :
6 Mayıs 2009 - 10:54
|
Uzun bir süredir kendimden kaynaklanan sorunlar nedeniyle yazamıyorum. Hayatın hengâmesi ve keşmekeşi içinde unuttuğum(uz) hayatın güzelliklerini ve yaşama sevincini belleklerimize tekrar taşıyan Can YÜCEL ustanın bu şiirini hem kendim hem de sizler için yayınlayarak bu yoksul, yoksun ve kısır dönemi aşabilmeyi temenni ediyorum.
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin…
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin…
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için “alo “de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa…
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel
Galeni tarafından yazılan bu yazıya
6 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
SkayiU | Tarih :
25 Nisan 2009 - 00:57
|

Yaz mevsiminin bir akşamı, belki biraz delilik belki de gençliğin verdiği adrenalin duygusu. Bir okadar da yalnız olabilmenin ve gecenin verdiği haz.
Tarih : 22.08.2008 ve yer Artvin ilinin Arhavi ilçesi. Her sene düzenlenen festivalin son günü. İlk 3 gün kadar canlı ve heyecanlı olmasada Fındıklı gençleri olarak bu akşam haraketlendirmeye gittik Arhavi`ye.
Zamanın geceyarısına yaklaştığı saatlerde, dağınık olan FındıkLı kafilesi, yavaş yavaş biraraya geldik. Çünkü amacımız kapanışı en güzel ve akıllarda yer edecek şekilde yapmaktı. Bu nedenle erken saatlerde herkes farklı guruplar halinde dolanıyordu. Ama artık vakti gelmişti tulumu şişirmenin.
14-15 kişilik bir halkayla başladığımız horon kısa bir zaman içersinde ben diyeyim 50 siz deyin 70 kişiye kadar ulaştı. Terledik, eğlendik, eğlendirdik ve geceyi orada sonlandırdık.
Ama gece benim için yeni başlıyordu. Arhavi`ye geldiğimiz aynı minibüsle Fındıklıya geri döndük. Hatta ben köye kadar çıktım. Köydeki eve vardım ve balkona koyduğumuz kanepede yorgunluğumu atmak için bir süre oturdum. Saat sabaha karşı 3.30 olmuştu. Ve aynı saatlerde beyin fırtınası kopmaya başlamıştı kafamın içinde.
Kanepede otururken aklıma evdekileri uyandıramayacağım geldi. Çünkü Arhavi`deydim ve köye çıkabileceğimden haberleri yoktu. Evin de eski bir yapı olması dolayısıyla uyandırmak istesem epeyi gürültü olacak ve uyuyanlar panikleyerek uyanacaklardı. Birden aklıma çarşıya (merkeze çarşı diyoruz
) inmek geldi. Gece 3.30 ta merkeze 6 km ve 1 saat uzaklıktaydım. Tek çekingenliğim yorgunluğumdandı fakat gözümü karartıp yola koyuldum.
Etraf zifiri karanlık. Yolumu aydınlatacak ne bir ay ne de yıldız vardı gökte. Evet kapalıydı hava. Gözüm yolu henüz seçiyordu. Ana yola gidene kadar hem evin patika yolunu hem de 300 - 400 metre köy yolunu kullandım. Fakat anayolda çok fazla ışıklandırma yoktu. Yolda asfalttı. Ancak ileriye doğru bakınca farklı tonda bir renkle kendini belli ediyordu asfalt. Biraz da göz aşinalığı var tabiki.
Yürüken bana bir tek yolun yakınından akan dere eşlik ediyor. Onun dışında rüzgar dahi esmiyor. Yoldayken tek bir endişem vardı, o da bir domuza rastlamak. Karanlıkta beni çok zorladı ama inene kadar hiç bir enteresan durumla karşılaşmadım. Yer yer içimin ürperdiği oldu.
Farklı düşüncelere dalıyordum bir yandan. Ne kadar büyük bir boşluk içerisinde oldumuzu tekrar anladım. Bu sefer biraz 3 boyutluydu ve canlıydı. Kimse yok, ses yok, zifiri karanlık ve sen ordasın. Düşüncelere daldığım andan itibaren kulağımdaki dere sesinide yitirdim.
Şunuda anladımki arada insanın böyle zifiri karanlık içerisinde kalması iyi geliyor. İyi geliyor çünkü çöpe atılması gereken gereksiz fikirlerden arınmış oldum. Nedensiz bir huzura büründüm, birden bire hafifledim. Bu arada fikir akışı sürekli olarak devam ediyordu zihnimde. Farklı olaylara, farklı noktalara doğru akıyordu ilerleyen zaman ve azalan yolla beraber.
Merkeze yaklaştıkça yola yakın evlerin sayısı artıyor ve sokak lambaları sıklaştı. Ancak bu sefer de önceki gün erken saatlerde başlayan koşuşturmanın ve yürümenin acısını ayaklarımda hissetmeye başladım. Derman kalmamıştı artık ayakta duracak. Vücudumun tüm enerjisini tüketmiştim, hatta sınırları aşmış zorlamaya devam ediyordum.
Nihayetinde eve girebildim. Saat 4.30 olmuş, gün uyanmaya hazırlanırken ben uykuya dalıyordum. Yatağa girdiğim andaki rahatlık herhalde dünyanın en güzel duygusu olsa gerek. Uykuya dalana kadar kalbim ayaklarımda atıyormuş hissine kapıldım ancak çok uzun sürmedi. Aynı gün saat 10.30 ta kalkacağım tatlı bir dinlenmeye girmişti vücudum.
Bu yaşlarda hayatı dolu dolu yaşamak gerekirken neden bende bu içi boş yaşanmışlık duygusu. Belki istediğim her yönüyle yaşayamayabilirim, ama yapabildiğim her yönüyle yaşıyorum hayatımı… Yalnız adam : ben , her anımı iyi yönüne bakarak yaşıyorum. :)))
SkayiU tarafından yazılan bu yazıya
3 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
Kübra AY | Tarih :
30 Mart 2009 - 10:44
|

Yazacaklarımı tükettim sana
Çıkmıyor artık ne bir mısra
Geceleri ilham peşindeyim
Gündüzleri senin peşinde.
Ne bekledim ki senden bilmem.
Seni neden severdim ben?
Bir gülüştü beni sana bağlayan
Bir gözyaşıydı senin için dökeceğim
İçimi burkan hüzün
Nasıl geldi kaldı orada bilmem.
Nasıl başladı bu umutsuz hikâye
Onu bile silmiş hafızam
Senin her ayrıntını saklamak için
Unuttum ne zaman doğdum
Unuttum kaç yaşındayım.
Geçmişim senle başladı
Bu yaz senle gelmeliydi
Gittin ya da gideceksin ne fark eder?
Kara haber gelince günler uzak olsa
Hüzünlenen gözler sanma güler.
Senden hiçbir şey beklemiyordum ki ben
Senin kadar güçlü olup
Altından kalkmaya çalışıyorum bu aşkın
Sadece sana yakışan bir sevgili olabilmek için
Tüm çabalarım, fedakârlığım ama
Bunu sen bilemeyeceksin asla.
Ara ara ağlayacağım böyle
İçten bir dua yollayacağım göklere
Küçük melekler saracak etrafını o an
Öpecekler seni benim yerime.
Ağlamaya dünden hazır gözlerim
Gözyaşı nedir bilmeyen sevgiliye emanet
Bu sorumluluk ağır sana biliyorum
Alacağım bakışlarımı üzerinden çok geçmeden
Sadece bil istiyorum nasıl bir duygu
Ardında seven bırakmak
Nasıl bir duygu sevip te ağlamak…
Kübra AY tarafından yazılan bu yazıya
8 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
| Yazan :
Galeni | Tarih :
26 Mart 2009 - 14:31
|
Sevgili Aysema öğretmenimiz bir mim başlatmış ve tüm blog arkadaşlarını sobelemiş. Tıpkı Parpali gibi ben de sitesinde okuyup sobenin zorluğunu görünce usuldan sıvışayım demiştim. Fakat öğretmenim buraya kadar gelip ödevimi yapmam için kulağımı çekene kadar sürdü bu kaçışım :). Öğretmenim verdiğiniz alıştırmanın zorluğunu görünce tüm öğrenim hayatım boyunca sizin öğrenciniz olmadığıma seviniyorum doğrusu :). Çok kazık ama ufaktan başlayalım ödevimizi yapmaya. Ne demişler başlamak bitirmenin yarısıdır.
Söyle bir bakıyoruz öğretmenimiz ne demiş?
“Yeteneğe çok saygı duymuyorum. Yetenek genetiktir. Önemli olan onunla ne yaptığınızdır.”
Martin Ritt
Alıştırma:
Genellikle çok derinlerde sakladığımız kazarak ortaya çıkarabileceğimiz yönlerimiz vardır. Kim ne derse desin hiçbir zaman çok geç değildir. Eksiklerimiz kadar olumlu yönlerimizi de kabul etmek oldukça önemlidir.
Cümleleri tamamlayın lütfen:
1. Çocukken …………… kaçırdım.
2. Çocukken …………… yoksundum.
3. Çocukken …………… yaralanmış olabilirim.
4. Çocukken …………… olmayı hayal ederdim.
5. Çocukken …………… isterdim.
6. Evimizde asla yeterli ………. olmadı.
7. Çocukken daha fazla ……….. ihtiyaç duyardım.
8. Bir daha asla ………. göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca ……… merak ettim.
10. …………. kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.
Başlıyoruz
1. Çocukken İzmir’de ilköğrenimime başlamıştım. Hem oranın yüksek eğitim seviyesi hem o dönemdeki ilkokul öğretmenimin olağanüstü kişiliği sayesinde (kendisi bütün öğrencileriyle evlerine kadar gitmek suretiyle tek tek ilgilenir ve herkesin başarılı olmasını sağlardı) çok üst düzey eğitim alma imkânını Babamın emekli olması yüzünden memlekete taşınmamızla kaçırdım.
2. Çocukken çok istediğim halde kendime ait bir bisikletten yoksundum. (mahalleden arkadaşların veya kuzenlerin bisikletine ya iyi günlerine denk getirerek ya da kaba kuvvetle binmek beni hep üzmüştür :) )
3. Çocukken birbirinden çok farklı olan Ege ve Karadeniz kültürü arasında kalmıştım. Memlekete geldiğimizde herkesten çok farklı olan şivesiz Türkçe konuşmamla ve memleketin sert coğrafi yapısına uygun büyüyen yaşıtlarım gibi dere tepe rahat dolaşamamamla alay edilmesi yüzünden yaralanmış olabilirim. Uzun yıllar süren hırçın ve kavgacı tabiatımın temelleri bu günlerde atılmış olmalı diye düşünüyorum 
4. Çocukken gece gündüz okuduğum macera kitaplarının etkisiyle (Mercan Adası, İki yıl Okul Tatili, Hazine Adası, Robinson Crusoe vs.) hep bir gün tek başıma ıssız bir adaya düşmüş olmayı hayal ederdim. Anti sosyal kişiliğimde o zamandan gelme galiba 
5. Çocukken çok sevdiğim İlkokul öğretmenimi kendime model alıp, onun gibi öğretmen olmayı isterdim.
6. Evimizde asla yeterli yalnızlık olmadı. Her zaman yatılı yatısız misafirler olur onların çocukları kitaplarımı eşyalarımı kurcalar bu da beni çileden çıkartırdı.
7. Çocukken daha fazla paraya ihtiyaç duyardım. Kitaplar dergiler vs için.
8. Bir daha asla babamı göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca hayatımın kırılma noktalarına sebep olan verdiğim kararların diğer seçeneklerini değerlendirmiş olsam acaba nasıl bir hayatım olurdu diye merak ettim.
10. Karadenizli olmamın da kuvvetle desteklediği fevri karakterimden dolayı şu veya bu şekilde arkadaşlarımı ve sevdiklerimi kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.
Saygılarımla sevgili Öğretmenim
Galeni tarafından yazılan bu yazıya
6 Yorum Yapılmış | Sen de Yorum Yap
Sayfalar:
Geri
1
2
3
4
5
6
7
8
...15
16
17
İleri